22 Mayıs 2013 Çarşamba

BİLEREK DOLAŞMANIN İNSANI DAHA MUTLU ETTİĞİNE İNANIYORUM; YA SİZ?

M E L E N A Ğ Z I - 30 Y I L L I K  K Ö Y Ü M Ü Z 


Erguvan, Cercis siliquastrum
Melenağzı köyüne yıllardır ailece gider geliriz. Biraz da doğaya olan düşkünlüğümün sebebi belki de bu köy olmuştur. Üniversite günlerimizden beri ne zaman havalar ısınsa hani şu ne zaman yüzerim? Karpuz kabuğu suya düştü mü? sorulmaya başlandığında, annem bizi arabaya attı mı, köyün yolunu tutarız. Daha arabayı boşaltmadan koşar denize girer çıkarız; sanki tüm kış boyu içimizde kalan özlemle denizi Karadeniz'de kucaklarız. O da bizi sevgiyle şefkatle kucaklar.  
Geçen hafta sonu da aynısı oldu ancak; bu kez sevgili Dendroloji hocamız Prof.Rahim Anşin ile aynı geziyi yaptık.  30 yıldır gidip geldiğim; 2-3 ay tembel tembel deniz kıyısında yaz tatilimi geçirdiğim köyümüzün bahçesinde kendi halinde ne bitkiler mutlu mesh ut yaşarmış. Rahim Anşin hocamız sayesinde 3 sayfa bitki teşhis edildi ve not edildi. Kimisi o gün, kimisi daha önceden görüntülendi.
Orman Yüksek Mühendisi olan hocamız Prof. Dr. Rahim Anşin’in Sistematik Botanik, Orman Botaniği, Dendroloji, Flora ve Vejetasyon ile Orman Fitopatolojisi konularında sekizi kitap olmak üzere yayınlanmış 139 adet yayını var; ama o gün bize özel ders verdiğini ve bununla gurur duyduğumu belirtmeliyim. Bilerek, teşhis ederek, farkındalık yaratarak dolaşmanın ve yere basmanın zevkine vardım.

Dile kolay üzerine basıp geçtiğimiz, çimenlerin arasında kelebek çalısı, limon çiçeği, alacalı vinka, naneler, kurtbağrı, eşek dikeni meğer bize ne ip uçları veriyormuş, Tanrım.  
Düzce'nin Akçakoca ilçesine bağlı köylerden biridir Melenağzı. Batı Karadeniz'in en sevimli sahil köylerinden biridir. Akçakoca'ya 17 km, Düzce'ye 37 km mesafede bulunmaktadır. Melenağzı, Karadeniz'in ünlü Melen Çayı'nın denizle buluştuğu verimli topraklar üzerine kurulmuştur. Köyde yaşayanlar geçimlerini balıkçılık, tarımsal üretim ve turizmden sağlamaktadırlar. Melenağzı Köyü, sakin ve huzurlu bir tatil için Batı Karadeniz bölgesindeki halen en doğru adreslerden biridir.

 
 

Keçi sakalı, Spiraea vanhouttei 
Tilia argentea, Gümüşi Ihlamur (netten)

 Laurus nobilis, Defne (www.nti.it)
Elbette hepimiz elimize birer torba alıp defnelerden İstanbul için yanımıza aldık; ne de olsa etlere, balıklara hoş bir aroma veriyor.

  Ligustrum vulgare, Kurtbağrı  (www.plantes-shopping.fr)

Orchis laxiflora (www.flickr.com)
Elbette bu güzel orkideler masanızdayken yemek yemenin keyfine doyum olmaz; biz de öyle yaptık. Blogumda bu günkü yazımda 3 sayfada topladığımız bitkilerin çok çok az bir kısmına yer verebildim. Daha sonra babamın bizim için dikmiş olduğu ağaçlara değineceğim ve tüm kıyı köylerinde olduğu gibi bizim köyümüzde de yaşanan çevre kirliliğine yer vereceğim.    


 Karasu Acarlar Longozunda başlayan keşif turumuz,  Melenağzı Köyünde devam etti. Daha sonra Acarlar Longozunu anlatacağım.
 
 
 
 
 

10 Nisan 2013 Çarşamba

Canlı Bitki Çizimi, Botanik Çizim, Bitki İllüstrasyonu, Bitki Ressamlığı, Botanical Art Ekoiq Nisan sayımızda yeraldı.

 

“Bilim ve Sanatın Buluştuğu Nokta: Bitki Ressamlığı”

Işık Güner


Ayrım yapmak çok zor diyor Işık Güner,  bilim ve sanatın buluştuğu noktada yeralıyor Bitki Ressamlığı diye belirtiyor. Bir geçiş, ara kapı gibi kendisine göre... Canlı Bitki Çizimi, Botanik Çizim, Bitki İllüstrasyonu şeklinde adlandıranlar da var ancak Güner, Bitki Ressamlığı terimini daha çok kullanıyor. 
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesinde 4-5 saatlik dersinin adından Işık Güner'le tanıştık; konuştuk. Eğitimi sırasında, Boğaziçi Üniversitesi'nde, ilk kez ANG Vakfının düzenlediği, eğitmenliğini Christabel King’in yaptığı Bitki Resim kurslarına katılmış;  2006 yılında eğitimini tamamladıktan sonra tam zamanlı Bitki Ressamı olarak çalışmaya başlamış o gün bu gündür, çiziyor; bu tekniği öğretiyor; yarışmalara katılıyor.  Kendisi, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi ve Edinburgh Kraliyet Botanik Bahçesi'nde çeşitli projelerde eğitmen olarak çalışıyor. Asıl vurguladığı, amacının, vicdanen yaptığı işin, toplumun görsel olarak ilgisini çekmek ve dolaylı olarak da doğaya karşı, çiçeğe karşı bilginin, sevginin  zamanla geliştirilmesi, arttırılması olduğunu, vurguluyor.
Ülkemizin yaklaşık 10.000 bitki türü var ve bunların 3.000 kadarı ise endemik yani Türkiye'ye has. Bu özelliği ile ülkemiz tüm Avrupa'dakinden daha fazla endemik bitki türüne sahip. Bu botanikçiler tarafından tespit edilmiş. Buna ilave olarak,  her 10 günde bir yeni bir bitki türü keşfediliyor. Babanız Prof.Adil Güner, son kitabında 100 kadar bilim adamıyla aylardır çalışarak bu hızı yakalamaya çalıştı. En çok merak ettiğim,  niçin Bitki Ressamlığının aynı hızla gelişmediği konusuydu.  Hep Amerikalıları, İngilizleri duyarız, görürüz bizde durum ned

Bakın Işık Güler ne dedi? Bitkileri tanıdıkça sever sevdikçe de resmetmek istersiniz..2001 yılında Christabel King'in eğitiminden sonra ilgi başladı. Öncesinde Botanik hocası Prof.Nebahat Yakar'ın, Renkli Türkiye Bitkileri atlası mevcut. İlgi artmaya başladı ve bayağı fazla sayıda kişi çiziyor, kavramaya çalışıyor. NGBB'de Bitki Ressamlığı eğitimine 100'ü aşkın öğrenci bugüne kadar katıldı. Bu çok güzel belki hepsi ressam olmadı ancak devam edenler var. 
Işık Güner bir süre Barcelona'da yaşamış; eşi İspanyol,  şimdilerde Türkiye'ye dönmüşler. Acaba yurtdışında Bitki Ressamlığı daha mı çok ilgi görüyor? İngiltere'de, Şili'de, çeşitli çalışmalara katılmış Güler,  merak ettim sordum: Bizler resmimi yoksa çiçekleri, doğayı mı daha az seviyoruz? 
Aslında sevmemek değil diyor; bilgi ve ilgi noksanlığı diye belirtiyor. Belki Avrupalılar da başta takip etmiyordu. Ancak her yerde bitki resimleri karşılarına çıkıyor; çeşitli ortamlar oluşturuluyor. Toplumun görsel olarak ilgisi çekiliyor ve ilgiyle,sevgi yayılıyor.Benim amacım da bu zaten.
 
 
“Görsel iletişim, evrensel bir dil gibi, genel bir kitleye ,karmaşık nesneleri ve kavramları açıklamak için bilim adamlarına her zaman yardımcı olacaktır.” diyerek web sitenize bir başlangıç yapmışsınız sayın Işık Güner, Bitki ressamlığının temel amacının bilim adamalarına yardımcı olmak mı olduğunu düşünüyorsunuz? Başka hangi amaçlara hizmet ediyor bu sanat dalı sizce?
Ben resimlerimi biraz bilime dayandırıyorum; genellikle bilim kitapları için çalışıyorum ama benim en sevdiğim, bilimle alakası olmayan kişileri bitkileri sevmeye, ilgi duymaya yönlendirmek. Doğaya çevreye sevgi ve ilgi gitgide artıyor. Bitki Ressamlığı bilim adamlarını anlamak için ''Ara Kapı'' oluyor, diye belirtiyor, Güner.  Yurtdışında genellikle 2 yıllık yüksek okullarda verilen eğitimin, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletlerinde, Bilisel Çizim olarak okutulduğunu ve içine Anatominin de girdiğini öğreniyoruz buarada. 
 
 
Siz Çevre Mühendisliği lisansına sahipsiniz, acaba Bitki Ressamlığı ile nasıl bir bağını oluşturdunuz?
Mühendislik okumanın bana, düzenli sistematik çalışma alışkanlığı verdiğini söylemeliyim. 3 boyutlu görmeyi öğreniyorsunuz bir kere. Bunun çalışmalarımda çok faydasını gördüm. Çalışmalarda amacım, botanik ve bilimi unutmadan, insanları bitki nedir'e çekmek.  Ben Bitki Ressamlığına, tam zamanında başladığımı ve geliştirdiğimi düşünüyorum.
Ali Nihat Gökyiğit Vakfının bu konudaki çalışmalarını, NGBB'nin kapılarını Bitki Ressamlığı konusuna sonuna kadar açmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Doğa sevgisine, yaban hayata sizce katkısı oluyor mu? Yoksa tek başına bu bir hobi mi? Nasıl gözlemliyorsunuz?
 ANG vakfı, Christabel King'i ülkemize getirek, Boğaziçi Ünivesitesinde ders vermesini temin etti. Tüm masraflarını üstlendi; benim gibi pek çok öğrenci Bitki Reassamlığını öğrendi ve onlarda başkalarına bildiklerini aktarıyor. Bu büyük bir hizmet, ülkemizde çizimi yapılacak pek çok endemik bitki var.  
Devam ettiğiniz bir proje var.  Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi Doğal Bitkileri Projesi, bitti mi? Ne zaman yayınlamayı düşünüyorsunuz? Sponsorunuz var mı? Öğrencilerinizden size bu projede yardım edenler oldu mu?
Bu projeye ait 200 kadar bitki çizmimiz bitti ve projeye 5 öğrencim katıldı; pek çok resim yaptılar. Kitap şimdi tasarım aşamasında ve sponsorumuz ANG Vakfıdır.
 Siz gerek BISCOT, Edinburg(Uluslararası Botanik Çizimi) Yarışmasında gerek RHS, London(Kraliyet Bahçecilik Topluluğu) tarafından düzenlenen yarışmalarda çeşitli ödüller aldınız. Acaba bu yarışmalar, bu sanat dalının sevilmesine, yaygınlaşmasına nasıl bir katkı sağlar? Sizce böyle bir yarışma yapılmalı mıdır? Endemik bitkilerimizin görüntülenerek, sevilmesi olası mı?
Bu yarışmalar oldukça teşvik edici oluyor. Jüriler, oldukça bilgili ve konuya hakim kişilerden oluşuyor. Onlar tarafından tanınmak, kariyer açısından çok önemli. Ayrıca kolleksiyoncular var. Bu koleksiyoncular, kütüphaneler de olabiliyor. Resimlerinizin bu kolleksiyonerlerde  bulunması önemli. Elbette yarışmalar yapılmalıdır ancak erken buluyorum. Öncelikle öğrenilmesi ve sevilmesi gerekli..
NGBB'de Uzun Dönemli Bitki Ressamlığı Kursu, bitki çizim ve boyama tekniklerini öğrenerek, bunları geliştirmek ve uygulamak isteyenlerle Ocak-Mart 2013 tarihlerinde çalışıyorsunuz; acaba ilgi nasıl?
İlgi bir hayli yüksek oldu. Haftaarası eğitimlerimiz normalin üzerinde kalabalık oldu; hatta haftasonu kursumuzda yedek liste oluşturmak zorunda kaldık. Katılmak isteyip de doluluktan gelemeyenler de oldu. 
Renk, doku, ışık-gölge, boyut ve kompozisyon Bitki Ressamlığında önem taşıyor? Acaba resim kökenli olmak gerekiyor mu? Temel eğitim önceden alınmış olmalı mı? Masraflı bir çalışma mı? Zaman nasıl kullanılıyor? Canlı bir bitkinin duruşu, konumu, ışık alışı heran değişebiliyor; bunu nasıl ayarlıyorsunuz?
Renk, doku, ışık-gölge, boyut ve kompozisyon gerçekten önemli. Kumpas yani denizci pelgeli ile ölçüm yapıyoruz. Fotograf makinası da kullanıyoruz. Resim kalemi, teknik kalem, kalem zımpara, hamur silgi, aydınger kağıdı, suluboya, samur ve suluboya fırçaları, suluboya kağıtları temel malzemelerimiz.  En başta masraflı olan suluboya almak daha sonra yıllarca kullanabilirsiniz. Özellikle kaliteli boyalar pahalı oluyoır ancak bir kez alınıyor. Sanat eğitimi ve yeteneğiniz varsa bitki ressamlığını ileri taşımanız kolay oluyor. Bitki ressamlığı, kesinlikle bir teknik işidir ve öğrenilebilir. Baştan sona teknik bir çalışmadır. Yetenek varsa hızlı ilerlenebilir o kadar.
 
Bitki resim turlarının, nasıl katkısı oluyor? 2013 için hangi turları yapacaksınız? Gittiğiniz yerlerde atölye çalışması da yapıyormusunuz? 
2 kez Green Tour'la Bitki Ressamlığı turu yaptık. Çok keyifli tatil turu gibi geçiyor. Dağ bayır dolaşıyoruz; beğendiklerimizi alıyoruz. Gayet hoş beğendiğimiz mekanlarda oturup keyiflice çiziyoruz. 2013 yılında Anatalya'da turumuz olacak. İngiliz ağırlıklı olacak; ablam turizmci talep İngilterede de ders verdiğim için onlardan geldi. 
Tarihimizde çınar ağacı, hükümdarlık, devamlılık sahiplik simgesiydi; Servi felsefi düşünceyi sembolize etmiş; yıllar yılı edebiyata sanata ilham kaynağı olmuştu.  Çamlar Tanrının kutlu ağacı kabul edilirken, bunları çizmek çok zevkli değil mi? Gül,Sümbül, leylak, yasemin, lale Osmanlı bahçelerinden eksik olmayan çiçekler. Çizerken bunları düşünürmüsünüz?    
Resimlerime daha modern tarzda devam etmeye çalışıyorum. Geçmişi bilmek elbette önemli ancak günümüzde Modern Sanat yani Contemporary Art insanların ilgisini daha çok çekiyor daha çok seviliyor. Zaten geç başlıyoruz bitki Ressamlığına, ben modernize ederek yapmayı daha çok seviyorum ve daha faydalı görüyorum. 
 
Işık Güner Bitki Ressamlığına ilgi duyan, öğrenmek isteyenleri NGBB'ne davet ediyor. Eğitimler Türkiye'de burada Ataşehir'de veriliyor. Ayrıca web adresini veriyor (http://www.isikguner.com/) ve dışarıdan yardım edebileceğini söylüyor. Geliştirilebilirse, meslek olarak yapılırsa Türkiye'de çok ihtiyaç olduğunu ve geleceğe yönelik talebin daha da artacağını; özellikle pek çok bitki florası kitabı çıktığını; resim ihtiyacı doğduğunu anlatıyor. Cumhurbaşkanlığı himayesinde 10-15 yıllık bir proje olduğunu belirtiyor. 28 cilt olması planlanan bu çalışmada pek çok bitki ressamına ihtiyaç varmış. Ne kadar Bitki Ressamı olursa o kadar iyiymiş..Haydi herkes fırçalara sarılsın.. 
Teşekkür ederim,
Tümay Tuncer

 

29 Mart 2013 Cuma

Doktor Ali Rıza Bilginer'le Tanışmam

ANADOLU'NUN VE İSTANBUL'UN YABAN HAYAT GEZGİNİ DOSTUM ALİ RIZA BİLGİNER  

Dr.Ali Rıza Bilginer albüm undan, Commolina communis, Pazar Rize
 
Bazen tesadüfen tanıştığınız kişiler, hayata dair bakışınızı değiştirebiliyor. Çok sevdiğim bir dostum, beni çiçeklerle haşır neşir görünce, hemen elime harika bir kitap tutuşturdu; iyiki de tutuşturmuş. Çamlıca, İstanbul'da Kalan Yaban Yaşamın Son Bahçesi-The Last Garden of Wild Life in Istanbul, Dr.Ali Rıza Bilginer. Elbette son birkaç yılda pek çok botanikçi, bahçıvan, peyzaj mimarı dostum, öğretmenlerim oldu lakin sevgi ve aşkla endemik bitkilerin peşinden koşan. Gerek İstanbul'un gerekse Türkiye'nin bakir dokusunu tanıma, tanıtma işini canla başla yapan böyle bir kişi tanımamıştım. Yaban Hayata adanmış bir hayat ve peşi sıra inilen çıkılan dağlar, tepeler, ovalar, yaylalar, binlerce kare, katedilen binlerce kilometre.  Bu hafta Dr.Ali Rıza Bilginer, İstanbul'a geldi ve kendisini tanıyıp; son çektiği kareleri görme fırsatını yakaladım. Kendisi Biota Vakfında ve NGBB'de 2 sunum yaptılar, çok faydalı oldu ve farklı bir bakış açısı yakalamamızı sağladı.
 
Dr.Ali Rıza Bilginer albüm undan, Rize
Çamlıca Kitabında bahsettiği gibi, Çamlıca'nın doğal değerlerinin tanıtımı ve korunması amacıyla pek çok kuruma başvurmuş Bilginer. Ancak hemen hemen hiç bir yanıt alamamış. Üsküdar ve Büyükşehir Belediyelerinden aldığı sözlü ve yazılı yanıtlarsa yalanlarla doluymuş. Örneğin Üsküdar Belediyesi İmar Müdürlüğü, Küçük Çamlıca eteklerinin asla yapılaştırılmayacağını bizzat söylemiş. İlk yapılan bir kaç villanın depo amaçlı bir kaç tane olacağını belirtmişler. Televizyon direkleri dikildi biliyorsunuz her yere. Ne oyunlarla.. Bilginer bir konuda yine çok üzgün, yetkililer kadar halkımızın da umurunda olmamasından yakınıyor. Çamlıca Bahçesi ve doğal değerleri.. Küreselleşmenin sonuçları diyor, para, para, para..Her şeye bu gözle bakıldığına inanıyor; aynen benim gibi. Küçük bir gezi de yaptık Çamlıca'dan kalan yerlerde. Hüzün diz boyuydu. Sanki 10-15 yıl önce yazılanlar tek tek acımasızca gerçekleşmişti, tepelerde..

Çamlıca'nın yaban çiğdeminden, süseninden bana ne..Kazırım toprağı, dikerim en gözalıcı, renk renk süs çiçeklerini, bir peyzaj yaratırım ki gelen görenler ''Vay ne güzel olmuş Küçük Çamlıca Tepesi, yapanların eline sağlık derler,  oradaki kuruluşlarda yerler içerler, tepeden yok edilen İstanbul'a bakıp gökdelenlerden mutlu olur, boğazı, Marmara'yı görmekte zorlanırlar..Bizler de bahçeye ve İstanbul'a bakıp ' Vah' çekerek, ''Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul..Yerinde yeller esiyor ''diyerek Yahya Kemal'imizi ve ''Solgun durma isteklen..Sevil açıl çiçeklen..Seni seven mi kaldı'' diyerek de M.Nurettin Seçuk'umuzu anımsarız ve yâd ederiz, değil mi Sayın Bilginer.
Dr.Ali Rıza Bilginer albüm undan, Cilo Ve Satlar Kitap Kapağı
''Dünyada çok ayrıcalıklı bir konumda, ülkede yaşıyoruz. Bunun sonunda belki yöneticilerimiz de ülkemizin ne değerde olduğunu az da olsa anlayabilirler umudundayım. Ama asıl önemli olan ve
içimizde taşıdığımız ama her zaman ayırdına varamadığımız gönül dilimiz..Sevgi,üretim,paylaşım formülüyle içimiz şen olarak öz benliğimizin,kendimiz olabilmenin,kendi kültürümüzün,ulusal varlıklarımızın, yabanımızın, mozaik yapımızın hizmetinde, yerelden uluslararasına giden akılcı yolda olabilmek. Canlı cansız her şeyin bütünün bir parçası olduğunu görebilmek,her şeye hayranlıkla bakabilmek ve bütün bu değerlerimizi koruyabilmek yolunda hiç bir şeyi göz ardı etmemek. Karamsarlığa kapılmadan iyiyi, olumluyu düşünebilmekten, gülümsemekten hiç vazgeçmemek.''
''Bir memur çocuğu olarak ilkokula başladığım ilçenin zengin yaban yaşamındaki yaban çiçeklerine, kuşlarına, kelebeklerine, mavi gökyüzüne, berrak, sularına, yemyeşil ormanlarına hayrandım. İlkbahar gelince öğretmenimiz sınıfımızı hemen okulumuzun yanından başlayan engin kırlara götürürdü.  Orada çiçekleri koklar, toplardık.  Kuşları kelebekleri büyük bir zevkle izler, mavi  gökyüzündeki bulutların koşuşturmalarına dalar, rüzgarın sesini dinlerdik. Anneannem ve annem çiçek hastasıydılar.  Özellikle anneannem kırlardaki hemen bütün çiçekleri tanır, adlarını ve hangi hastalıklara iyi geldiğini iyi bilirdi. Onu çok sevdiğim için onunla kırlarda dolaşmak ve ondan kır
çiçekleriyle  ilgili bir şeyler öğrenmeye de bayılırdım. Sanırım o günlerin, oyun çocukluğumun anıları yaşamımda da doğayı, kırı ve tüm yaban yaşamı sevmemde önemli bir yer tutar. Kır çiçekleri doğanın en saf, temiz, bozulmamış, oynanmamış bir simgesidir benim için. Aynı okul öncesi çocuklar gibi. Bu ikisinden başka dokunmadık ne bıraktık ki doğada. O nedenle çiçekler çok önemli benim için.''
Bahar kapımızı çalıyor. Sevgi ve saygıyla yaban hayatımıza sahip çıkalım. Bahçenizden sökülen bir ağacın; çevrenizden yavaş yavaş yok olan endemik çiçeklerinizin takipçisi olun. Giden geri gelmiyor en iyi örnek, Çamlıca Tepeleri, peyzaj çalışmalarına bakıp da cahil cahil aman ne güzel de olmuş; çiçekler, laleler aman aman demek ilkelliktir; yok olmayı peşinen kabul etmektir.
 
 
  
 
 

24 Mart 2013 Pazar

S A K U R A L A R - T U R K I S H H A N A M I

SAKURALARI GÖRMEK İÇİN JAPONYA'YA GİTMEYE GEREK YOK ANCAK ANLAMINI ÖĞRENELİM.

 

 

''İnsanoğlu gariptir,doğanın fısıltıyla konuştuklarını değil, yüksek sesle bağırdıklarını duyar genellikle. Fırtınalardan, depremlerden,tsunamilerden bahseder.Yıkımı ve felaketi görür.Oysa gürültüsü kadar sükuneti de duyarsa kendi içine bakabilir insan. Fısıltıyı duyan kulaklara,inceliği gören gözlere zeval vermesin doğa.'' evet hiç tanımadığım bir kişi Tuğba Atalay, bu satırları çok beğendim aynen kullanıyorum; izniyle blogumda..

Sakura, Japonlar kirazların çiçek açmasını hayata yeni başlangıç dönemi kabul ediyor.
Şölenlerle kutlamakla yetinmiyor, yeni bir işe başlama,evlenme tarihlerini çiçeklerin açış günlerine göre ayarlıyor. Okullar bu tarihe göre açılıyor.”Sakura zensen” yani çiçeklerin açılması, Japonya’da kısa ömürlü çiçeği ile faniliğin simgesi, düşen çiçek yaprakları, savaşta düşüp ölen savaşçıları, samurayları temsil ediyor. Ne güzeldir ki, değer verdikleri askerlerini, samuraylarını, çiçek gibi zarif bir nesne ile anıyorlar. Sakura zensen aynı zamanda Japonlar için değişim anlamına geliyormuş. Japonlar hayatlarındaki önemli başlangıçları, evlenecekleri,yeni bir işe başlayacakları ve tatile çıkacakları günleri sakura zensen’e göre ayarlıyorlar. Sakuranın,  aynı zamanda bir Japon bayan ismi olduğunu da öğrendik. Kiraz çiçekleri, en güzel ve en olgun zamanlarında solmadan düşüyorlar. Kiraz çiçekleri, Samuraiylara, hem yaşamı hem de her an ölebileceklerini hatırlatıyormuş. 

Sembolizmde sakuralar, hem ağaç için hem de çiçekleri için kullanılabiliyor- güzelliği, asaleti ve onuru, onuruyla yenilen,kaybeden, ölen savaşçıları temsil ediyor. İkinci dünya savaşı’nda kamikaze yapacak olan pilotların uçaklarına da sakuralarlar çizilirmiş, bir nevi moral kaynağı olurmuş sakuralar japon halkı için.

Japonya’da yalnızca çiçek açan kiraz ağaçlarının çiçeklerine verilen isim, Sakura. Pembenin beyaza yakın en hafif tonundan en koyu tonlarına uzanan renk spektrumunda ilk bahar başlarken toprağın yeryüzüne sunduğu muhteşem hediyeler. Bu ağaçların altında yeme-içme, piknik yapma geleneğine ise Hanami deniyormuş. Japon tarihinde Nara dönemi olarak adlandırılan 7. yüzyılda başladığı bilinen bu uygulama, her sene Japon halkının festivallerle kutladığı ulusal bir bayram havasında bugün de aynı coşkuyla yaşatılıyormuş. İlk sakuralar, ülkenin güneyindeki Okinawa bölgesinde mart ayının ortasında açıp, sıcak hava dalgası kuzeye doğru yükseldikçe nisanın ilk günlerinde Kyoto ve Tokyo şehirlerinde de dallarda pembe tomurcuklar gökyüzüne merhaba diyormuş. Japonya meteoroloji dairesi, sakura zamanı yaklaştıkça bölge bölge sakura tahmin raporları yayımlamaya başlıyor ülkede. Martın sonunda başlayıp nisanın 2. haftasına kadar devam eden bu görüntü, ülkeyi pembe yün bir battaniye gibi örten ağaçların yarattığı fantastik görüntüler dünya turizminin Japonya'ya akmasına da sebep oluyor. Ben de bu tarihlerde bir gün Japonya'da olup Sakura hava tahminine göre, oradan oraya koşturmayı hayal ediyorum...

Doğa-insan-toplum ilişkisinin hiper modern bu asya ülkesinde çok güçlü olmasını, kültürel köklerinin derinliğiyle ve yaşam felsefelerinin natürelliğiyle ilişkilendirenler var. Hanami, insanların bir araya gelerek eğlendiği bir sosyal aktivite olmanın ötesinde, ülkenin inanç haritasında orijinini bulan, bir nevi doğaya ve yaşama saygı ritüeli. Bir kiraz ağacının ilk tomurcuklarını vermesinden bütün çiçeklerini dökmesine kadar geçen yaklaşık on günlük süre, yaşam-ölüm-yaşam döngüsünü sembolize ediyor. Hayatın bütün safhalarını insanoğluna bu kısacık sürede her sene hatırlatıyor doğa, bütün bilgeliğiyle.  İlk tomurcuklarla hayat başlıyor, tomurcuktan pembe yapraklar yavaş yavaş ortaya çıkarken güzelliğin, gençliğin, üretkenliğin, canlılığın, zenginliğin ifadesi olarak zaman içinde ağaç tamamen çiçeklerle bezeniyor. Sonra, yavaş yavaş solarlarken, ömürlerinin son demlerinde hala güzeller. Tek farkları,  solgun yüzleri mavi gökyüzüne değil, kara toprağa dönük. Onlara ev sahipliği yapan ağacın köklerine yakın bir yerde yaşam kaynağı toprağa düşmeleri ile birlikte yeryüzündeki ömürleri sona eriyor. Toprağa karışan kurumuş pembe yaprakların, bir sene sonrasının sakuralarının müjdecisi olduğuna da inanılıyor; aynı zamanda. Hayatın geçiciliğinin hikmetini, ötesindeki güzelliği bundan daha şiirsel ortaya koyan başka ne olabilir…




Coşku içinde 3-4 gündür Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesine gidiyorum geliyorum; kendi çapımda Hanamimi kutlarken bir taraftan da Ertuğrul Adasında yeralan bu hüzünlü anıttan bahsetmeden edemiyeceğim. Bahçemizde 587 adet Sakura Ağacı var ve bunların hepsinin de bir adı var. Başta bahsetmiştim, Sakura çiçekleri Samuriylara ve savaşa giden Kamikaze uçaklarına moral kaynağı olurken aynı zamanda ölümün de ne kadar yakın olduğunu sembolize ediyor demiştik. Japon Kültüründe aşk ve tutkuyu temsil eden bu olağan üstü ağaçlar bakın NGBB'ne nasıl geldi?


1890 yılında II.Abdülhamit'in emriyle gittiği Japonya'dan dönüşte Oshimo Adası açıklarında şiddetli bir fırtınaya yakalanan Ertuğrul Firkateyni, maalesef 587 denizciyle birlikte batar. 63 denizci ise kurtulur. 587 denizcinin hatırasına dikilen anıt nedeniyle, Botanik Bahçesinin bu kısmına Ertuğrul Adası denir. Anıtın ifade bulduğu anlam, facianın 115.yılı olan 2005 'te Japon Sakura Vakfı tarafından, bağışlanan ve her bir denizcinin anısına dikilen,ismi verilen Japon Kirazı fidanları ile de tamamlanır.

Halen Mart ayının sonu ile Nisan ayının başında 2 hafta süreyle, bu görsel şölene tüm İstanbul'lular davetlidir. Sakura  Zensen herkesindir. Gelin hep beraber Sakura Bayramını, Hanamiyi kutlayalım. 587 denizciyi anarken, hayatın ne kadar kısa, güzel bir o kadar da narin olduğunu unutmayalım.
''Doğanın fısıltıyla konuştuklarını dinleyelim.''

 O T O B A N A   İ N A T   D O Ğ A L   H A Y A T !!!!


 Umarım bizim Sakura Japon Kirazı ağaçlarımız da böyle Büyüyecekler..

Altında böyle keyifle buluşup sohpet edeceğimiz, resimler çektireceğimiz dev Kiraz ağaçları harika..
Piknik yapmak için koşturan; erkenden altında yer tutma hevesine kapılmış insanlar...
Türkiye'nin  Hanamisi kutlu olsun..
 
 
 

26 Şubat 2013 Salı

Şifalı Orman Bitkilerinden Cedrus libani

C E D R U S   L İ B A N İ 

S E D İ R  A Ğ A C I

Sanırım pek azımız yukarıdaki yeşil dalları ve üzerindeki kozalakları görünce duyarsız kalabiliriz. Hemen içimizden bu bir çam ve üzerinde kozalakları varmış deriz, kabaca. Oysaki Dendroloji diye bir bilim dalı var ve ağaçları inceliyor. Ağaçlar diyince içine bir tek ağaçlar girmiyor tabii. Başka neler giriyor? Ağaçlarla birlikte ağaççıklar, çalılar, sarıcı bitkiler; yani kısaca çok yıllık odunsu bitkilerin tamamı inceleme konusu. Çok yıllık bitkilerden söz açılmışken, bu günü değil sürdürülebilir yarınlarımızı, geleceğimizi düşünerek hareket etmeliyiz. Bu konuda çeşitli ata sözleri var. Nasıl aşağıdaki güzelim Cedrus libani bir kaç kuşak önceden bize armağansa aynı şekilde biz de gelecek kuşaklara armağanlar bırakabilmeliyiz. ''Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde gelecek kuşaklar serinler'' diyor Çin Atasözü. ''Ormana nasıl haykırırsan öyle karşılık verir'' diyor bir diğer Fin Atasözü. Evet doğru haykırabilmek için tanımak, bilmek, fark etmek ve sevmek gerek. Bilgi ve sevgi bir arada olunca da korumak gerekiyor. Bu medeni insanların en büyük sorumluluğu.
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi bu hafta hem ağaçları tanımamızı hem de şifalarla dolu orman bitkileri konusunda bilgilenmemizi sağlayan çok güzel bir eğitim gerçekleştirdi. Prof.Rahim Anşin bize gün boyu teorik ve pratik ''Şifalı Orman Bitkileri'' hakkında bilgi verdi.
Evet ibreli ağaçları görünce hemen ''çam'' deriz veya herhangi bir çalı görünce ''çalı'' der geçeriz veya otsu bitkilere genellikle ''ot'' deyip geçme eğilimimiz vardır. Günümüzde kaybolan temiz havamız ve kaybolan sağlıklı yiyeceklerimizle beraber tekrar doğaya sarılma eğilimimiz de arttı. Betonlarla çevrili şehir hayatı, yeşile basamayan ayaklarımız ve doğal yöntemlerden uzak yetişen sebze ve meyvalar ve diğerleri. Bitkilerden şifalanmak istiyoruz artık. İlaçlar yerine onları tanımak, bilmek, gerektiği zaman doğru şekilde kullanmak istiyoruz. Aynı anneannelerimizin babaannelerimizin, ninelerimizin yaptığı gibi. Ne yazık ki artık onlar dünyada değil ama bu konuda yetişmiş bilim adamlarımız bize yol gösteriyor.  Fitoterapi, hastalıkların taze veya kurutulmuş bitkiler ve onların doğal ekstreleri ile tedavi edilmesi yöntemine verilen bilimsel isimdir. Ben bu gün 1 tek ağacın  faydalarından bahsedeceğim. Cedrus libani.
Cedrus libani, katran ağacı, Lübnan sediri, Toros sediri olarak da bilinir. İğne yapraklılardandır. Toros Sedirinin boyu 40 metreyi bulabilir, gövde yuvarlak esmer veya kırmızımsı kahverengi, üzeri noktalıdır. Dalları aşağı doğru sarkık bu nedenle geriden şadırvan görünümündedir. Yaprakları iğne şeklinde 20-40 tanesi topluca bir arada, kozalakları silindirimsi yumurta şeklindedir. Toros Sedirine haşereler yaklaşmadığından bu ağaç 2500 yaşına kadar yaşabilmektedir. Bugün Lübnan’da korunmaya alınmış 2000 yaşında 400 sedir ağacı bulunmaktadır. Atlas sedirinin gövdesi grimsi, yaprakları grimsi veya mavimsi yeşil renkte olup ağaç dikine yükselir ve dalları yukarı doğrudur.
Odunu çok değerlidir, suya dayanıklıdır, gemi yapılır.(Sedir odunu; Cedri lignum) Kendine has eterik yağları vardır.(Sedir Eter yağı; Cedri aetheroleum).  Kök, gövde ve odunundan katran elde edilir. Dahilen mide hastalıklarında, haricen cilt hastalıklarında kullanılır. Parazitlere karşı etkilidir. Sedir odunu ve dalları talaş haline getirildikten sonra su buharı ile damıtılarak (destilasyonu yapılarak) eter yağı elde edilir. Yaprak ve kozalaklarının çayı içilir.


20 Şubat 2013 Çarşamba

B O N S A İ

UZAKTAKİ  YALNIZ  YAŞLI  BİR  AĞAÇ

Gerçekten bu emektar avuçlar içindeki ağaca baktığımız zaman, aynı şeyi hissediyoruz sanırım:''Uzaktaki Yalnız Yaşlı Bir Ağaç'' evet bonsai de anlatılmak istenen; verilmek istenen de bu.
İnsanoğlu doğadaki pek çok ağaç gibi yüzlerce yıl yaşamayacak elbette ancak Bonsai Ustası hocamız Hasan Şimşek bir konuşmasında şöyle söylüyor: ''Bonsai sahibi olan bir kişi doğaya saygı duyar  ve doğaya saygı gösteren bir birey, yaşadığı topluma ve insanlara da saygı gösterir.''
 
Bonsai'cilerin bir bahçesi yok genellikle. Balkonlarında evlerinde bonsailerini yaşatıyorlar. Şehir hayatı için en güzel yanı da işte bu. Bir de ben şöyle diyorum, yıllarca hatta pek çok ülkede yüzlerce yıl emekle ve sabırla bakılan bonsai sanatı, bir nefis terbiyesi. 375 yaşındaki, Japanese white pine (Pinus parvifolia) Yamaki Ailesi tarafından, 1976 yılında ABD'ye hediye edilmiş. Hediye ediliş sebebi de çok ilginç uzaktan görünüşü atom bombasının patlamada oluşturduğu mantar şekilli görüntüsüne sahip olması.   Nasıl da benziyor değil mi?
 
Hiroshima Survivor
 

 
Bu resim de 1976 da ABD ye hediye edilirken.
Bu hediye bence o kadar anlamlı bir hediye ki hem ABD'ye hem tüm insanlığa bir ders ve nasihat niteliğinde, öyle değil mi? Yamaki ailesi: http://www.bonsai-nbf.org/site/japanese2.html
 
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesin'de, hafta sonu Bonsainin kapısını bir gurup hevesli araladık. Bu küçük görünse de, meşekkatli uzun ince yolda kendimize bir patika aradık. Bonsai ustamız Hasan Şimşek bize gerek tekniğini, gerek felsefesini, tarihini 2 günde kısaca anlattı. Ancak aralanan kapıdan gidilecek çok uzun bir yol var. Ülkemizin gerek Uzakdoğu'dan gerek Avrupa'dan hatta Ortadoğu'dan bile bonsai konusunda çok geride olduğunu öğrendik. Biz kendi ağaçlarımız üzerinden başlayarak kendi bonsai ustamız olmaya karar verdik. Mart ayında tekrar buluşmak üzere ayrıldık.  

   2 günün sonunda sergideki bonsailerimiz, ön sıra 2.ve 3. benim 
Bon=tepsi, tabak gibi demekmiş ve sai=ağaç,bitki demek. Birleştirince tabağın içindeki ağaç oluyor.
2000 yıl kadar önce Çinli Budist rahiplerin başladığı ve daha sonra Japonların öğrendiği bir sanat. Piyasası gayet yüksek. 100.000.000Yene,  mayogi stili iyi bir bonsainin fiyatı.Ustamız uzun yıllardır Türkiye'de yetişen ağaçlardan bonsai yapıyor. Bunların tabii hepsi uygun değil mesela meyve ağaçları ile ibreleri büyük çamlar uygun değiller. Kültür cinsi ağaçların ve meyve ağaçlarının ömrü hem kısa olduğu hem de ilaçlanması gerektiği için uyum gösteremiyor. Fıstık çamının ve Kara çamın da ibreleri çok uzun. Güller aynı şekilde üzerinde çalışılmış ancak başarılı olunamamış.  Diğer pek çok ağaç ve ağaç formunda çalılar bonsaiye çok çok uygun. Başta ardıç ve ateş dikeni biz de onlardan başladık. Pek çok Bonsai sitili var ben resimleriyle bir kaç tanesinden bahsedeceğim. Kendi yaptığım güzel ardıç ağacımla başlıyorum. Formal Upright Dik Tarz

  Evet üzerindeki telleri görüyorsunuz. Nasıl mı yaptık? Evet ellerimiz ardıç ağacından mis gibi kokana kadar pek çok dalına ve yaprağına kıydık; daha sonra tüm gövdeyi ve dalları tellerle çevreledik. Ardından bir sağda bir solda kalacak şekilde en kalın alt daldan başlayarak; bir sağa bir sola tek sayı olacak şekilde kıvırdık ve şekillendirdik. Benim ardıcımda 5 dal var görüyorsunuz.

Bu bir harika,  Japon Akçaağacı(maple) kıvrımlı dik tarz, Mayogi bence
Amatörler önce 2 boyutlu daha sonra 3 boyutlu çalışmalarda daha başarılı oluyorlarmış. Genellikle bonsaiye uzaktan bakınca dalların ve tepenin bir üçgen formu oluşturması sağlanıyor.
  
 Ana tarzlardan olmayan, ancak kullanılan rüzgar yatığı tarzı yani fukinagashi, wind swept örneği üstte. Eminim rüzgarın geldiği yönü tahmin edebilirsiniz. Yukarıda olduğu gibi tek ağaçlar olabileceği gibi ormanlar da yaratılabiliyor bonsailerle. Buna da orman tarzı forest deniyor.

 
İşte size güzel mi güzel bir ardıç ormanı (Juniper)  
Uzaktan bakınca yine üçgen silüeti var, lider bir ağaç var. Ayrıca bu çalışmada shari yapılmış yani gövdenin bir kısmı soyulmuş kurutulmuş ve ilaçla beyazlatılmış.
Evet kapıyı araladık ve biz gurup olarak içeri bir adım attık. Amacımız bu güzel sanatın sevilmesi ve yaygınlaşması, aracılığı için NGBB ne tekrar teşekküler..

6 Şubat 2013 Çarşamba

Türkiye'nin Kardelenleri- GALANTHUS ve ÇYDD

 

Bazen Türkiye'de Çiçeklerle, Kızlarımızın Yolları Kesişiyor.

20 Ocak 2013 Pazar günü, bugüne kadar bir tek Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin o müthiş projesinden tanıdığım Kardelenlerle ilgili konferansa NGBB'ne gittim. Dr.Sırrı Yüzbaşıoğlu harika bir sunumla bize, elimizdeki bu müthiş hazineden bahsetti. Blogumu yazmadan biraz daha araştırma yaptım ve 2 isim buldum. Eğer Dr.Türkan Saylan Kardelen Kızlarımızın annesiyse; Dr.Sırrı Yüzbaşıoğlu da Kardelen çiçeklerimizin babasıdır. Uzun yıllara adanmış araştırma, teşhis turları, yazılar, sunumlar, makaleler, Türkiye'ye dair teşhis ve tespitler. Türkan Hoca da Kardelenlere bir ömür vakfetmişti;  proje halen devam ediyor. Her şeye rağmen...Çağdaş Yaşamı Desteklemek için adanmış bir ömrü, Türkiye'nin son 20 yıllık gündemini takip eden her bilinçli vatandaş bilir; ama ülkemizdeki Kardelen(Galanthus)  çiçeklerini pek bilmiyoruz.
Botanik doktoru Sırrı Yüzbaşıoğlu, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesindeki konferansında bize Galanthusun öncelikle ne anlama geldiğinden bahsetti. Süt Çiçeği.
Kardelen, bir çenekli, çiçekli bitki ailesinden negisgiller (Amaryllidaceae) içinde sınıflanan Galanthus cinsi bitki türlerinin ortak adı. Çok yıllık, soğanlı,  ve otsu bitkilerden.Kardelenler, tıbbi açıdan önemli oldukları düşünülen bitkiler.Türkiye'de halk arasında, toprak üstü kısımları kalbi kuvvetlendirici, mideye iyi gelen ve adet  söktürücü ilaç; toprak altı kısımları ise taze haldeyken ezilerek, çıbanları olgunlaştırmak için hazırlanan lapa olarak kullanılıyor. İçerdikleri ve ilaç olabilme olasılığı bulunan alkaloit ve lektinler nedeniyle, çok sayıda araştırmaya konu olmuşlar.
 
Tüm dünyada 20 kadar türünün olduğu tespit edilmiş ve bunların 15 tanesi Türkiye'de ve 6 tanesi endemik. Türkiye'deki  15 türün doğada yetiştiği biliniyor. Ne yazık ki, kardelenlerden bazılarının soğanları Türkiye'nin ihraç ürünleri arasında bulunuyor.  Galanthus elwesii ile Galanthus ikariae ve/veya Galanthus latifolius adlı türler, uzun yıllardan beri ve başta Hollanda olmak üzere bazı ülkelere, "süs bitkisi" adı altında ihraç edilmiş ve ediliyor.  Güncel durumda, Galanthus elwesii ile Galanthus woronowii türleri dışındaki kardelen soğanlarının doğadan toplanarak ihraç edilmesi yasaktır. Bahsi geçen ve Türkçede sırasıyla "Toros kardeleni" ve "Karadeniz kardeleni" olarak anılan iki türün soğanlarının ihracatı ise sınırlandırılmıştır.
 
Galanthus nivalis-Adi Kardelen
1)Galanthus x allenii
2) Kafkas kardeleni (Galanthus alpinus)Ayder Yaylasında bulundu ancak ülkemizde az bulunuyor. Zilkale Çamlı Hemşin'de görülmüş. Ormanın altına girmeyen, yakınında bulunan bir tür.
3) Dar yapraklı kardelen (Galanthus angustifolius)
4) Galanthus cilicicus Türkiye
5) Büyük kardelen ya da Toros kardeleni (Galanthus elwesii) Türkiye, Toros yaylalarında çok ve gür olarak mevcut. Kızılcahamam, Niğde'de kayalar arasında var.İzmir Karaburun'da, Karadağda mevcutlar. Elwesii özellikle Toroslarda var demiştik ancak; yurtdışına da çok çıkarılmış.
6) Foster kardeleni (Galanthus fosteri) Türkiye, Antep tarafında görülmüş. Parlak ve yeşil yaprakları ayırt edici özelliği.
7) Narin kardelen (Galanthus gracilis) Türkiye, Batı bölgelerde ince ve narin olarak varmış. Trakyadaki meşeliklerde ve özellikle Sibil Dağında mevcutmuş. Farkı 2 sap birden çıkmasında.
8) Galanthus x grandiflorus
9) Galanthus ikariae Türkiye
10) Galanthus koenenianus Türkiye
11) Galanthus krasnovii Türkiye'de zor bulunuyor esas Gürcistan,Artvin'de var. İçteki yaprakların ucu sivridir.
12) Galanthus lagodechianus
13) Adi kardelen (Galanthus nivalis)
14) Galanthus peshmenii Türkiye, Kasım ayında açıyormuş. Kaş'ta rastlanmış.
15) Geniş yapraklı kardelen (Galanthus platyphyllus)
16) Kırım kardeleni (Galanthus plicatus)
 İstanbul kardeleni Galanthus plicatus subsp. byzantinus Türkiye'de Samandra ve Tarkyada raslanıyor.
 Kırım kardeleni Galanthus plicatus subsp. plicatus. Abant çevresinde yaygın olarak mevcut.
17) Güz kardeleni (Galanthus reginae-olgae) Türkiye
18) Rize kardeleniGalanthus rizehensis Türkiye
19)Galanthus transcaucasicus
20)Galanthus trojanus, Çankkalede rastlanıyormuş.
21) Karadeniz kardeleni (Galanthus woronowii) Türkiye'de maalesef ticareti yapılıyor. Çay ekmek için temizleniyor. Siklamen varsa yakınında olabiliyor. Belirtildiği gibi Karadenizde var
22) Galanthus valentinei, Boğazın Avrupa yakasında, Trakyada hakim. Ayrıca Belgrat Ormanı'nda ve Terkoz Gölünde olduğunu belirtti Dr.Yüzbaşıoğlu.

Kardelenden, Galantamin elde ediliyor, özellikle Bulgaristana'a gönderiliyor. Alzheimer ilacı yapıldığı belirtildi. Bu konferansta beni en çok üzen ise, 20 türün 15 kadarı Türkiye'de yetiştiği halde bizim bu türleri tanımıyor oluşumuz. Yabancıların çeşitli türleri bir şekilde alıp yetiştirmesi. Ülkemizde ise, çay ekmek veya başka bir amaçla sökülüp atılması, türlerin azalıp yok olmasına sebep oluyor. Bu gerçekten çok acı. İlaç sanayinde kullanılan bu çiçek, Türkiye'de de değerlendirilebilmeli. 1700'lü yıllardan beri Avrupa'ya Kardelenlerin gönderildiği tespit edilmiş. Avrupalılar bahçelerine çokça kardelen ekerlermiş. Sorulması gereken, kaçımızın bahçesinde, balkonunda kardelen var?
 
Kardelenler karla birlikte başlarını çıkarsalarda, çiçekleri 1,5cm-3cm arası olup; boyları en fazla 20 cm olan minicik çiçekler. Aynı ÇYDD'nin mücadeleci öğrencileri gibi. Onları ancak dikkatli gözler fark edebilir. Kardelenleri de tanıdıkça daha çok seveceğiz; fark edeceğiz. Dr.Sırrı Yüzbaşıoğlu Türkiye'da dağ tepe dolaşmış türleri tespit etmiş, projelendirmiş, tezler yazmış, yabancılarla ortak çalışmalar yapmış bir botanikçi. Kendisine konferansı için, organize ettiği için de NGBB'ne çok teşekkür ediyorum.

Dr.Sırrı Yüzbaşıoğlu,

http://www.herbmedit.org/bocconea/24-335.pdf
http://www.kew.org/kewmagazine/spring05/feature.pdf