11 Eylül 2013 Çarşamba

800 bin kişi, 7 MİLYON ÇİÇEĞİ GÖRMEK İÇİN KEUKENHOF'A KOŞTU!

Yedi milyon çiçeğin adresi: Keukenhof


1993'den beri çeşitli aralıklara ziyaret ettiğim Hollanda'daki Keukenhof Bahçeleri niçin bu kadar cazip? Bu yıl kendime bu soruyu sorarak gezdim. 320,000 metre kare alana yayılmış, 15 kilometre yürüyüş parkuru ile 7 milyon çiçek beni karşıladı. 1949 yılından beri de çiçek şovlarıyla insanları karşılamaya devam ediyor. Aslında 64 yıldır çiçek şovları devam ediyor ama bahçenin tarihi, çok daha eskilere, 15. yüzyıla dayanıyor. 


7 milyon lale(Tulipa), nergis(Narcissus), sümbül(Hyacinths), çiğdem(Crocus),dağ sümbülü(Muscari) ve çeşitli bahar çiçekleri en güzel duruşlarıyla dünyanın her yerinden turistleri çekiyor. Özellikle nisan ve mayıs aylarında Hollanda'ya adım atan turistler, mutlaka Keukenhof'a uğruyor. Bahçeyi geziyor ve yıllardır gelenekselleşen Lisse bölgesindeki geçit törenlerini(Flower Parade) seyretmek için sokaklarda kortej oluşturuyorlar. Fotoğrafçılar için ise kolay bulunmaz bir çalışma alanı. Bahçede sergilenen yüzlerce sanat eseri ise, doğanın ve yaratıcı sanatın bir aradaki uyumunu gözler önüne seriyor. Çeşitli fuar alanlarında yer alan çiçek gösterileri, keyifle izlediğimiz dereceye girmiş çiçek tasarımları, belli temaları içeren gösteriler ve eğitici programlarla Keukenhof, her yıl yeni heyecanlar ve görsellerle 800,000-850,000 kadar kişiyi kendine çekmeye devam ediyor.
 

Keukenhof belki 2-2,5 ay açık kalıyor ancak 12 ayın hummalı botanik ve peyzaj çalışmalarının; yoğun organizasyon çalışmalarının sonucu, gözler önüne seriliyor. İşte bu yüzden bugüne kadar 50 milyon ziyaretçisi olmuş ve haklı bir gururla''Biz dünyanın en güzel bahar bahçesiyiz'' diyebiliyorlar. Giden bir kez daha gitmekten kendini alıkoyamıyor, merak ediyor: "Acaba bu yılın teması ne?", "Bu yıl hangi görsel şovlar var?", "Kış soğuk geçti acaba çiçekler açtı mı?", "Bu hafta açmamış haftaya gidelim.". Evet, baharda Hollanda'nın güney batısında yer alan ve çiçek yetiştiriciliği sektörünün nabzının attığı yerde, dünyanın her yerinden, Çin,Rusya, Güney-Doğu Asya dahil, gelen ziyaretçiler sabahın 8:00 den akşamın 19:30'na kadar bahçeyi dolaşıyorlar. Evlerine dolaşmaktan biraz yorgun ama gayet mutlu dönüyorlar. Bazen kendilerine Keukenhof'u hatırlatacak bir parça eşya alıyorlar.

 

 

Keukenhof'un temelde 2 amacı var. Bence çok da başarılı olunmuş. Birincisi, çiçek yetiştiriciliği sektörünün bir vitrini olması ve de ikincisi soğanlı çiçeklerin önemini vurgulamak. Burada her ikisini de çarpıcı bir şekilde görebiliyorsunuz. Tüm çiçek üreticileri, çiçeklerini maddi karşılık beklemeden gönderiyorlar ki, bu da bence işin temelini oluşturuyor. Çiçek kültürü bu bölgede coşkuyla yaşamaya devam ediyor; devam ederken de kazandırmaya.
 
 

ŞİFALI BİTKİLER BAHÇESİ ÇİÇEK BAHÇESİNE DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞ, TARİHÇE

 
Keukenhof'un kelime anlamı, aslında Kitchen Courtyard yani mutfak için ot yetiştirilen bahçe, avlu  demek. 15. Yüzyılda bu bölgede avlar yapılıyor.  Jacoba van Bavyera Kalesinin mutfağı ve özellikle çocuklar için sebzeler, şifalı bitkiler yetiştiriliyor ve aynı sebeple mutfak bahçesi  ismini alıyor.  Arazinin  o dönemde büyük bölümü yabani çalılıklar, otlarla kaplı; ayrıca Hollanda'nın pek çok yerinde görülen kum tepecikleri, kumullar mevcut. Dönüşüm nasıl başladı diye merak ediyorasanız, devam edelim.
17. ve 18. yüzyıllarda ise Keukenhof zengin tüccar Baron ve Barones Van Pallandt ailesinin olur. 19. yüzyılın ortalarında peyzaj mimarı ve Amsterdam'daki Vondelpark'ın tasarımcıları olan, J.D ve L.F. Zocher Keukenhof'a davet edilir. Peyzaj mimarları,  içindeki küçük şatoyu ve bahçeyi İngiliz Bahçeleri şeklinde tasarlayıp, düzenler.  Zocher, Keukenhof'un şu anki temel tasarımını ve gölü o yıllarda oluşturur.  Bu temel tasarım, her zaman Keukenhof'un, İngiliz Peyzaj mimari  tarzını yansıtmasına sebep olur. 

1949 yılında bir gurup önde gelen , müteşebbis,  soğanlı çiçek yetiştiricisi ve ihracatçısı, Lisse Belediye başkanının da girişimiyle  bir plan yaparlar.  Bahar çiçekleri ile bir açık hava sergisi  düzenlemek isterler. Kolları sıvayıp ; '' Keukenhof  bizim vitrinimiz olsun, sektörümüzü geliştirelim'' derler.   Aynı yıl, ilk sergi gerçekleşir. Daha sonra ise; Peyzaj mimarı, Willem van der Lee bu parkı, adeta çiçeklerle bir zevk bahçesine dönüştürür. W. Lee zaman içinde Zocher'ın yapmış olduğu bu İngiliz bahçesini,  bir bahar bahçesine dönüştürüyor. Yıllar içinde Keukenhof büyüyerek dünyanın en güzel bahar bahçesine dönüşmüş olur.

 

GELELİM MERAK EDİLEN SORUYA, LALE BİZDEN Mİ GİTTİ HOLLANDA'YA?

 Osmanlı İmparatorluğu döneminde yetiştirilen lale soğanlarının yolculuğu,  16. yüzyılda önce Viyana'ya oradan da Hollanda'ya ve Kanada'nın başkenti Ottawa'ya kadar sürmüş. Carolus Clusius 1592 yılında lale ile ilgili en önemli kitaplardan birini yazdığında bakın ne diyor: "Lale soğanları o kadar popüler oldu ki; bahçelere giriyorlar ve soğanları çalıyorlar." Hollanda adeta altın çağını lale ile yaşıyor. Lale resimlerle ve festivallerle gitgide popüler oluyor ve aşırı değerleniyor'' diye anlatıyor.  17.Yüzyıl ortalarında bu döneme ''Tulip Mania'' yani Tulipmania deniyor ve ekonomik açıdan büyük bir güç oluşuyor. Festivaller halen devam ediyor. Yurtdışına yerleşen Hollandalı insanlar,  bu sevgiyi yeni dünyaya da taşıyorlar.  New York'ta (New Amsterdam) ve Michigan'da  lale festivalleri halen devam ediyor.  İşte, Osmanlı'nın çok sevip de dünyaya tanıttığı laleler Türkiye'de yok olurken Hollanda, bizim yıllık dış ticaret gelirimizin neredeyse tamamını sadece çiçeklerden elde ediyor.

 

LALE EKONOMİYİ NASIL ETKİLEDİ ?

1634-1637 HOLLANDALI  TULIP MANIA ( TULIPOMANIA)

Lale bitkisi,  Hollanda kültüründe ve tarihinde önemli bir yer alıyor demiştik.  Lale ilk olarak 1500 lü yılların ortasında Osmanlı imparatorluğu tarafından Hollandalı'lara tanıtıldıktan sonra; bu nadir ve egzotik çiçek gitgide bir  statü sembolü haline geldi.   Hollandalı'lar bu bitkiyi o kadar çok sevdiler ki kısa bir süre sonra finansal tarihte de bilinen olay oldu.  1634-1637 yıllarında,  Hollanda'da lale soğanları spekülatif bir balon oluşturdu. Borsada lale fiyatları yeni zirvelere yerleşti ve spekülatörler,  fiyatları yukarı itmeye devam etti. Lale soğanı fiyatları,  onbinlerce dolar (bu günkü eş değer fiyatlamalar ile) olunca birçok spekülatör fevkalade zengin oldu.  Ne yazık ki, lale soğan fiyatları zirve yaptıktan sonra çöktü ve spekülatörlerin birçoğu iflas etti. Hollanda da uzun yıllar ciddi bir finansal krize sürüklenmiş oldu.  


 

 LOKASYON, ÇEVRE

 

Kuzey Hollanda denilen bölgede lale, sümbül, nergis, milyonlarca çiçeğin renk renk denize kadar uzanan, kilometrelerce  tarlalar oluşturduğunu görebilirsiniz.  Nisan ve Mayıs aylarında Noordoostpolder Lale festivali her yıl düzenleniyor. Çiçek pazarları ve bahçeler ise Amsterdam yakınlarında.  Aalsmeer ise,  dünyanın en büyük çiçek alım satımının yapıldığı çiçek borsası.   Tüm çiçek festivalleri, kolay ulaşılabilir olması bakımından, toplu taşıma araçlarıyla ulaşılabilecek yollar üzerinde. Üreticiler ise,  Lisse,  Noordwijkerhout, Voorhout, Egmond Binnen, Breezand, Hillegom, De Zilk,  Sassenheim, Heemstede gibi küçük kasabalara yayılmış durumda. Kuzey Hollanda bölgesinde herkes ya çiçek yetiştiriyor, ya alım satımını yapıyor ya da bu çiçeklerin görsel  şöleninden faydalanmak isteyen turistler için çalışıyor, kazanıyor. Çiçek burada bir yaşam şekli. Toprakların üzerinde yer alan ince kum ta eski kumullardan kalma gibi görünüyor;  zira soğanlı bitkiler süzek kumlu toprağı her zaman tercih ediyor. Doğayı adeta Hollandalı kendi lehine çevirmeyi bilmiş; büyük bir endüstri yaratmış, diyebiliriz.

 

2013 KEUKENHOF'UN TEMASI VE BU YILKİ ÇİÇEK ŞOVLARI

Temelde İngiliz Peyzaj mimarisi unsurlarıyla şekillenmiş bahçede bu yılın konusu: Büyük Bahçeler Ülkesi, Birleşik Krallık'tı. Kraliyet Bahçecilik Topluluğu (Royal Horticultural Society) ile birlikte gerçekleştirilen çiçek şovlarında ve gösterilerde gerek İngiliz Peyzajı,  gerek çiçek tasarımı konusunda binlerce ipucu vardı.  Özellikle Oranje Nassau Binasında İngilizlere ait tipik kişilerin, yerlerin çiçeklerle tanıtımı yapıldı. Mesela Beatles, mesela Mr.Bean, 007 James Bond ve elbette bahçeye çiçeklerle yapılan mozaik, Big Ben ve Tower Bridge, dikkat çekiciydi. Oranje Nassau, Beatrix, Willem Alexander , Juliana, Wilhelmina gibi Hollanda Kraliyet isimlerinin verildiği kapalı gösteri merkezlerinde,  5 günde bir değişmek üzere , tüm üreticilerin ve çiçek tasarımcılarının başarılı çiçekleri sergilendi. Ödüllü çiçekler turistlere görsel şölen  sundu.

Güllerin, lalelerin, sümbüllerin, galaların, nergislerin, frezyaların, papatyaların, orkidelerin, zambakların, leylakların kokusu ve görüntüsü baş döndürücüydü.  
Gelecek Bahar'da Keukenhof ziyaretçilerini bekliyor. 2014 yılı için tema belirlenmiş bile "Enerji"

KEUKENHOF'TA SANAT

''Sanatsız güzel bir bahçe nedir ki?'' diye başlıyor turist kılavuzu. Bu düşünce tarzı bahçeye ayrı bir bakış açısı ve derinlik kazandırıyor ve bir misyon yüklüyor. Her yıl organizasyon sanatçılara eserlerini sergilemeleri için çağrı yapıyor. Sanat eserleri için de bir tema belirleniyor. Bu yıl bu tema ''Denge'' olmuş. Ansel Sandberg 25.kez sanat gösterilerinin organizasyonunu üstlenmiş ve 50 sanatçı ile çalışmış. Atık materyallerden yapılan bankların üzerinde oturup dinlenirken, yeşilin ve sanatın bir kez daha iç içe insana verdiği zevki hissedebilirsiniz.  

 

  
Çeşit çeşit bahçe komplekslerinin bir arada bulunduğu 320,000 metrekare alanda ne bahçeleri mi var? Ekolojik, zeki ve yaratıcı Mutfak Bahçesi. Bu bahçe, bahçeden direkt masaya sebze meyve taşımayı amaçlıyor ve gösteriyor. Ruh ve bedenin huzurunu temel alan Sessiz Bahçe. Hediyelik renkli çiçekleri satın alabileceğiniz, Hatıra Bahçesi.  Tüm aile bireylerinin rahat bir şekilde çiçek ekip dikeceği bir bahçe, Kolay Bahçe.  Mobilyadan, duvara, aksesuardan tasarıma, Tasarım Bahçesi.  Ayrıca Kamp Bahçesi ve Hollanda'nın en ünlü bahçıvanı Rob Verlingen'in Hayal Bahçesi.  İçinde çocuklar oynarken, büyükler çiçeklerini bitkilerini serada yetiştiriyor, oturuyor. Yani estetik ve fonksiyonellik bir arada Rob'un bahçesinde.
 
 Hummalı bir şekilde Keukenhof,  Enerji konusuyla ilgili 2014 Baharı için çalışmaya başladı bile!
 
 
 
 

 


 

 
 
 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 




  

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 
 


 

 

  

 

 

 


31 Ağustos 2013 Cumartesi

EKOIQ DERGİSİ İÇİN YAZDIM-CUMHURİYETİMİZİN EN ESKİ ÜNİVERSİTE BOTANİK BAHÇESİ


Süleymaniye Camii'nin yanı başında bulunan Botanik Bahçesi, tarihiyle de çoğu kişinin bilmediği gizli bir bahçe. Türkiye'nin ilk botanik bahçesi olan bu yer, İstanbul halkı için de bir kaçış yeri...''Uygulamaya dayanan ve yaygın bir eğitim için, yurdun önemli merkezlerinde çağdaş kütüphaneler, çeşitli bitki ve hayvanları içine alan bahçeler, konservatuarlar, işlikler(atölyeler), müzeler, galeriler, sergi salonları kurmak gerekli olduğu gibi, ilçe merkezlerine dek, bütün yurdun basımevleri ile donatılması gerekmektedir.'' görüşüyle, eğitimde kalkınma hamlesinin  başlangıç yıllarında bakın İstanbul Üniversitesi'nde ne gelişmeler yaşandı. O dönemde İÜ Eczacılık Fakültesinde okuyan annemden de hep duyduğum mekanlar ve hocalar…
Mustafa Kemal Atatürk'ün eğitim reformları içerisinde en önemlisi üniversite ile ilgili olanıdır ve Türkiye'de ilk kez çağdaş anlamda Biyoloji eğitimi ve öğretimi, İstanbul Üniversitesinde başlatılmıştır. Bu hamle,  Türkiye'de yüksek öğretimin de başlangıcı olmuştur.  Burada ilk amaç: Her türlü konuya yaklaşımda veya her türlü sorunun çözümünde, akıl ve bilimin rehberliğini ölçüt almaktı.  Bu yaklaşım,  zamanla yönetsel bir ilke olarak benimsenecek, uygulanacak ve bilimsel eğitim ile üretimin  önü açılacaktı. Dolayısı ile ikincil amaç, uygulamaya dönük , bilimsel yatırımların  yapılmasıydı.

 
1923 ve 1924 yıllarından başlayarak çıkarılan kanunlar, değiştirilen yönetmelikler, programlar, dersler ve kitaplar üzerinde yeni görüşle yapılan çalışmaların, yukarıda sözü edilen amaçları gerçekleştirmek için hazırlandığını söyleyebiliriz. Reformlar dizisi içerisinde birkaç önemli aşama vardır: İlki İstanbul Üniversitesi'nde başladıktan sonra. İkincisi Ankara'da yine aynı tarihlerde kurulan ve sonradan bazı önemli bilimsel kurumların kökenini oluşturan ''Yüksek Ziraat Enstitüsü'' veya önceki adıyla''Yüksek Ziraat Enstitüleri'' kurulmuş olmasıdır. Bu enstitüden de Ankara Üniversitesi doğmuştur.
 
 ALFRED HEİLBRONN BOTANİK BAHÇESİNİN BİLİMSEL ALT YAPISI

İstanbul Darülfünunu'na,  Batı ülkelerindeki Üniversitelerin  bilimsel düşüncesi ile araştıran-sorgulayan ve yeni yöntemleri uygulayan bir anlayış getirmek amacı ile  yapılacak bir reform için rapor hazırlamak üzere, 1931 yılında Cenevre Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof.Dr. Albert MALCHE, Türk Hükümeti tarafından ülkeye davet edilmiştir. Bu arada Almanya'da Hitler rejimi ile Yahudi Profesörleri Üniversitelerindeki görevlerinden uzaklaştırılmaktaydı. Bu şekilde işlerinden olan ve çoğunluğu İsviçre'ye geçen bu bilim adamları,  Prof.Dr.P.SCHWARTZ'ın başkanlığında "Yurt Dışındaki Alman Bilim Adamlarına Yardım Derneği"ni kurmuşlar; 1933 yılından itibaren de  reformun ihtiyacı olan nitelikli bilim adamlarının, İstanbul ve Ankara Üniversitelerine yönlendirilmesinde önemli rol oynamıştı.  Türkiye'de Üniversite Reformu gerçekleşince, bizzat Atatürk'ün daveti üzerine botanikçiler arasında Prof. Dr. Alfred HEILBRONN ve Prof. Dr. Leo BRAUNER da Türkiye'ye davet edilmişti.
 
Fen Fakültesinin Biyoloji, o zamanki adı ile "Nebatat ve Hayvanat Enstitü"leri için yeni bir bina gerekli olunca Süleymaniye semtinde, İstanbul Müftülüğünün bahçesinde yer alan, ancak bir yangın sonucu kullanılamaz hale gelen, İstanbul Kız Sultanisi'nin arsası üzerinde bir binanın yapılması karara bağlanmış. Biyoloji Enstitülerinin temeli, eldeki kayıtlara göre 3 Mart 1935 tarihinde atılmış , iki yıl sonra inşaat bitirilerek bina 4 Haziran  1937 tarihinde hizmete açılmıştır. Bu arada enstitü bahçesinin yapımına da daha önce başlanmıştı.  1934 yılındaki ilk düzenlemeleri takiben bahçe 1935 yılının İlkbaharında İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi (Hortus Botanicus Universitatis İstanbulensis) adı ile hizmete girmiştir. Bahçenin kuruluş tarihi  de Enstitülerin açılış tarihi olarak kabul edilmiştir. Bu itibarla Botanik Bahçesi 78 yaşındadır; Avrupadaki pek çok botanik bahçesine göre, henüz çok çok yenidir. Hortus Botanicus Leiden (1590 yılında kurulmuş-423 yıllık), Hortus Botanicus Amsterdam (1638 yılında kurulmuş-375 yıllık), Royal Botanic Gardens, Kew(1759 yılında kurulmuş-254 yıllık)

İstanbul Üniversitesine bağlı  bir Botanik bahçesi kurulması fikrinin,  A. HEILBRONN'un İstanbul'da derslerine başladığı ilk günden beri aklında olduğu söylenir. Kendisi de görevlendirilince, beklediği fırsat doğmuş olur.  A. HEILBRONN kendisine büyük destek olan L.  BRAUNER ve Alman bahçe uzmanı Walter STEPHAN ile birlikte botanik bahçesinin kuruluş ve düzenleme çalışmaları başlatır.  Yine bu üçlünün ilk büyük başarısı, 1935 yılında yayınlamış oldukları botanik bahçesine ait ilk tohum katalogu olmuş. "İstanbul Üniversitesi Nebatat Bahçesinin Tohum Katalogu" (Index Seminum Hortus Botanicus İstanbulensis) adını taşıyan bu son derece sade fakat o ölçüde değerli olan ilk tohum katalogunda, bahçenin amaçları   anlatılmış. Botanik bahçesinin Avrupa'daki gelişmiş benzerlerine uygun şartlara sahip olması için, A. HEILBRONN'nun çok emek sarf ettiği de söylenir. Bahçe planının çiziminde gerek seraların projesinde,  gerekse ısıtma-soğutma sistemlerinin seçiminde çok titiz davranmış. Günün koşullarına göre Almanya'nın köklü firmalarından en iyi ve uzun ömürlü ekipmanların alımı için bizzat yazışmalarda bulunmuş. Bahçenin planı Alman -İngiliz Bahçelerinden bir sentez niteliği taşır.  Haliç'e doğru eğimli olması sebebi ile özel tutucu bitkilerle bordünlemiş.  Seraların planları ise, o dönemde Almanya'dan çizilerek çalışılmış.

Fen Fakültesi Dekanlığı, Biyoloji Bölümü ile Botanik Ana Bilim Dalı Başkanlıklarının ortak çalışması ve önerileri doğrultusunda, 1933 Üniversite Reformunun 70.yılında, bahçenin adına, "Alfred HEILBRONN" adının eklenmesi kararlaştırılmış. Bahçenin kurucusunun isminin, sonsuza değin İstanbul'da  yaşatılması hedeflenmiştir. 12 Aralık 2003 günü yapılan bir bilimsel toplantının ardından da, ismi "İstanbul Üniversitesi, Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi" olmuştur.  

Pek çok bilim adamı için Türkiye, ikinci vatan olmuştur. 1950-56 yıllarında  bilim adamlarının bir kısmı Almanya'ya geri dönmüş, bir kısmı da A.B.D.'ye gitmiştir. Ord.Prof.Dr.Alfred Heilbornn, 1948'de Doç.Dr.Mehpare Başarman ile evlenmiş; Türk vatandaşlığına geçmiştir. 1955 yılında yetmiş  yaş haddinden dolayı emekliye ayrılmış; Almanya'ya dönerek Münster Üniversitesi Botanik ve Genetik onursal profesörlüğüne atanmıştır. 1961 yılında Münster'de yaşama veda etmiştir.

Süleymaniye'deki Botanik bölümünde, Farmakobotanik ve Genetik Enstitüsü, Umumi Nebatat Enstitüsü, Farmasötik Botanik, Genetik, Bitki Fizyolojisi, Morfolojisi, Sistematiği, dersleri verilmiştir.  Halen Süleymaniye'deki Heilbronn Botanik Bahçesi,  Pazar günleri dışında ücretsiz halka açıktır. Ziyaret edilebilir. Türkiye'de bilimsel temele dayanan eğitimin başlangıç yeri gidilip, görülebilir. Botanik bahçelerinin amacına uygun olarak, bu bahçede de bilimsel araştırmalar yapılıyor; çeşitli bitki koleksiyonları muhafaza ediliyor. Sergilenen bitkilerle birlikte adeta açık hava bilim müzesi ve araştırma merkezi görevini yürütüyor. 
 İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ'NİN GİZLİ BAHÇESİ

Her gün İstanbul insanının doğaya olan özlemi artıyor, fırsat buldukça kendimizi doğanın kollarına bırakıyoruz. İstanbul'da gitgide azalan yeşil renk yerini gri betona bırakıyor.  Yeşil özlemini gidermenin tek yolu, çoğu zaman İstanbul dışına çıkmak oluyor.  Aslında etrafımızdaki, yani başımızdaki ağacı görmeye başladığımızda her şey farklı görünmeye de başlıyor. İstanbul'daki gizli bahçeleri keşfetmeye başlamaya ne dersiniz? 

 

 Hele bu gizli bahçe hiç bilmediğimiz, gözümüzün önünde olmayan bir yerlere gizlenmişse…İşte bu gizli bahçelerden bir tanesi, İstanbul Üniversitesi'nin bünyesinde, İstanbul Müftülüğü'nün içinde. Size içinde barındırdığı gizemi, bilgi birikimini aktarmaya çalıştım.  Süleymaniye Camiî'nin yanı başında bulunan Botanik Bahçesi, tarihiyle de çoğu kişinin bilmediği gizli bir bahçe hakikaten...Üniversite öğrencilerinin faydalandığı bir eğitim kurumu olmanın yanı sıra İstanbul'lular için de bir kaçış yeri. Haydi gidin tropik bitkileri, endemik bitkileri tanıyın. Anneannemizden duyduğumuz  şifalı bitkileri öğrenin. Botanik Bahçesi'nin önemi bunlarla da bitmiyor. Burası, istediğiniz zaman bitkilerinizi götürebileceğiniz, yetiştirirken yapmanız gereken birçok şeyi de öğrenebileceğiniz,  bir bitki hastanesi aynı zamanda.
 
 
SAYILARLA İ.Ü, ALFRED HEILBRONN SÜLEYMANİYE BOTANİK BAHÇESİ

Yaklaşık 17 dönüm üzerine kurulu olan bahçenin 14 dönümü üzerinde sistemli olarak parselleme yapılmış; bu parseller içerisinde familya yani bilimsel veya biyolojik sınıflandırma yapılmıştır. Bu çalışma, biyologların yaşayan veya soyu tükenmiş canlılara ait türleri nasıl gruplandıracaklarına dair bilimsel temellere dayanır. Bitkiler, çeşitli zamanlarda Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden toplanmış ve bahçeye aktarılmıştır. Büyük bir kısmı, 1.000 metrekarelik 10 adet serada yaşatılmaktadır. Bugün bahçede 15 adedi seralarda, 8 adedi doğal ortamda, bir kısmı ısıtılan 23 adet çeşitli boyutlarda havuz yer almaktadır. Ayrıca 430 metrekarelik bir Taş Bahçe bulunmaktadır. 160 familyadan 400 adet ağaç ve çalı ile yaklaşık 3500 adet otsu bitki parsellere yerleştirilmiştir. Seralarda ve bahçede sabit veya saksıya alınmış halde çeşitli cinslerden 2.500 adet bitki ile Hamburg Üniversitesi Botanik Bahçesinden bağış yoluyla gelen çoğu tropik ve subtropik bitkiler olan,  Eğrelti, Açık ve Kapalı Tohumlu bitkilerle, 390 adet egzotik bitki, Botanik bahçesinin toplam bitki varlığı oluşturur. Toplamda 5.000 adede yaklaştığı biliniyor.   
 
  
Türkiye'miz bitkiler açısından dünyanın en zengin ülkelerindendir. Özellikle endemik yani; bulunduğu bölgenin ekolojik şartları yüzünden yalnızca belirli bölgede yaşayan bitkiler açsından çok zengindir. Karşılaştırma yapmak istersek;  tüm Avrupa'da endemik bitki türü toplamı 3.000 kadarken; Türkiye'de toplam endemik bitki türü 3.250 kadardır. Soğanlı bitki (Lâle, sümbül ve buna bağlı aileler vb.) türünden en zengin ülkeyiz. Avrupa'nın tamamı, Türkiye'deki endemik bitkinin ancak 1/3'ne sahiptir.  3 bin 300 adet bitki grubu dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Hollanda'ya özel yalnızca bir bitkinin endemik olduğu düşünülürse, Türkiye'nin bu yönden ne kadar zengin olduğu daha iyi anlaşılabilir. Sizlere bir örnek de  Avrupa'nın tamamındaki bitki türü sayısından vermek istiyorum. Endemikler ve diğer Avrupa'daki toplam bitki türü 11.000 iken; Türkiye'de 9.000 civarında bitki türünden bahsedebiliyoruz.  Ancak burada önemli  olan,  yeşillik ve doğayı yeniden kazanmak için değil, hiç kaybetmemek ve zarar vermemek için çaba sarf etmektir.

İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi, yapısında yer alan bitki çeşitliliği ve Türkiye'deki en eski botanik bahçesi ünvanı ile gerek yurt  içi gerekse yurt dışında 400 kadar botanik bahçesi ile tohum alış-verişi yapıyor ve  saygın bir konuma sahip. Bahçe ve seralar her yıl 1.000'den fazla Biyoloji lisans öğrencisinin eğitim ve öğretimine katkıda bulunurken, belirli günlerde de İlk ve Orta öğretimdeki öğrenciler ile İstanbul ve yakın çevresinde yaşayanlara ayrıca yabancı konuklara, bitki  dünyasından ilginç örnekler sunuyor.   
BİTKİLERİNİZE İTİNAYLA BAKILIYOR

Bitkilerinizi çok ufak bir ücret karşılığında bahçedeki yetkililere bırakabiliyorsunuz. Tatile giderken emanet ettiğiniz bitkinizi, döndüğünüzde tanımama ihtimaliniz de ayrıca yüksek.  Botanik Bahçesi'nden çiçek satın almak da bazen mümkün oluyor. Bitkileri seven ve ilgilenen herkese, her konuda, ellerinden geldiğince yardım ediyorlar. Telefon etmeniz yeterli. Yetkililer, Botanik Bahçesi'ne olan ilginin son zamanlarda arttığını,  ziyaretçi sayısından tespit etmişler.  

Kırmızı, sarı, mor, pembe, beyaz  renkleriyle dünyanın çeşitli iklimlerini İstanbul'un en kuytu köşesine yerleştiren Botanik Bahçesi'ni gezdiğinizde, hayata mola vermiş gibi hissediyorsunuz kendinizi.  Aynı zamanda yediğimiz bitkileri, tanıma fırsatı da veriyor bize. Yurtdışında yıllardır çoluk çocuk ailelerin, keyifle botanik bahçelerini gezdiğini görüp kıskanırım hep. Hem her şeyin koparılmaması gerektiğini; hem de yedikleri meyvelerin kiminin yerde kiminin ağaçta yetiştiğini görmeleri çok öğretici oluyor... Haydi bu hafta Afred Heilbronn Botanik Bahçesini ziyaret edelim...Bu bahçe hepimizin..Bahçe içerisinde açık diğer yerler ise; Gözlemevi, Hidrobiyoloji, Zooloji Müzeleridir. Fakültenin Biyoloji Bölümü Botanik Bahçesi ve Zooloji Müzesi ile Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Gözlemevi’ne gezi düzenlemek isteyen gruplar, Randevu alarak; ücret yatırarak ziyaret edebileceklerdir. Ancak bireysel olarak istediğiniz zaman ücretsiz gezebilirsiniz.

Unutmayın Cumartesi-Pazar günleri hariç.İlgili Telefon: 0212 455 57 00/15354  Faks: 0212 519 08 34

Kaynakça: İstanbul Ünv.Fen.Fakültesi Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi Tarihçe ve Bitki Varlığı 2011, Prof.Dr.Orhan Küçüker,   http://www.istanbul.edu.tr/
 

 

 

14 Haziran 2013 Cuma

GEZİ PARKI ŞARKILARI, GEZİ PARKI AĞAÇ ve ÇALILARI

HER YER TAKSİM HER YER DİRENİŞ


Gençlerden aldığım büyük ders,
Hoşgörü, sağduyu, yalın direnç,
Sanatsal anlatım gücü, müthiş iletişim yeteneği,
Espri ve mizahi anlatım gücü, yaratıcılık,
Tüm güçler sizinle olsun; yolunuz yolumuz açık olsun.
Her yer Taksim, her yer direniş, her yeşil bizim, her genç bizim.

'boyun eğme'yenler...
http://www.youtube.com/watch?v=Rfeo1b02aHo


New York'lu Capulcular - Simdi Istanbul'da Olmak Vardi Anasini...

http://www.youtube.com/watch?v=ULzMpMX_MLk



Boğaziçi Caz Korosu - Gezi Parkı'nda! Çapulcular Oldu mu?
http://www.youtube.com/watch?v=Bx49DrJ-k-Q


Bu da çapulcu türküsü : "Faşist Tayyip şişt benim adım çapulcu"
http://www.youtube.com/watch?v=VHRKtS-5XP0



Çapulcu marşı - Everyday I'm Çapuling
http://www.youtube.com/watch?v=oCFCqBJ27cY


Boğaziçi Üniversitesi caz korosu Çapulcu musun vay vay
http://www.youtube.com/watch?v=ecKOSTAo9Io


La Chapulita - Everyday I'm Capuling
http://www.youtube.com/watch?v=yLPYA0ndchg

GEZIPARK PHILHARMONIC
http://www.youtube.com/watch?v=Pwj-seRPe30


Fotoğraf: Taksim Gezi Parkı'nda bulunan ağaçların ve bitkilerin toplam sayısı.



 

 
 
                                        Gezi Bostanı

Ekoiq Dergisi için yazdım-Mitolojide Bitkiler Tanrıların İnsana Verdiği En Değerli Armağan

F İ T O T E R A P İ  N E D İ R ?

 
Karaot(Salvia cryptantha) Dr.Ali Rıza Bilginer Arşivi

Eczacı, Tıbbi Bitkiler Uzmanı, Biota Vakfı Bilim Bölümü  Başkanı, Profesör Doktor Kerim Alpınar'dan Etnobotanik nedir? Fitoterapi nedir? sorularımızın cevabını aldık ve Nezahat Gökyiğit fitoterapi bahçesinde güzel bir yürüyüşe çıktık. Bilim bölümü başkanlığını yaptığı Biota Vakfı, ülkemizde eğitimin desteklenmesi, sosyal yardım ve bitkisel araştırmalara yönelik çalışmalar yapıyor ve bu çalışmalara destek oluyor. 2008 yılında kurulmuş. Kerim Alpınar, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesinden 1975 yılında mezun olduktan sonra, aynı Fakültede kalarak Farmasötik Botanik ve Farmakognozi doçenti, 1996 yılında da Profesör olmuştur. 2007 yılına kadar, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde pek çok eczacının  yetişmesine katkı sağlamış; aynı yıl kendi isteğiyle emekli olmuştur. 120 kadar bilimsel yayını vardır. Evli ve 1 kız çocuğu babasıdır.

                                                                     Ayçiçeği Tarlası Dr.Ali Rıza Bilginer Arşivi

Etnobotanik, bitki–insan ilişkisini ortaya koyan bir bilim dalı. Bitkiler olmasaydı dünya oksijensiz kalırdı. Bitkiler oksijen dengesini koruyor ve dünyanın bizim için yaşanabilir bir yer olmasını sağlıyor; aynı zamanda, bitkilerle ve bitkileri yiyen hayvanlarla besleniyoruz. ayrıca bitkiler beslenme yanında barınma, giyinme,  ısınma v.s. konularında da bize kaynak teşkil ediyor. Fitoterapi(phytotherapy = phyto bitki, therapy ise tedavi) bitkilerin, bilimsel temele dayanarak tedavide kullanılışını konu alan bilim dalıdır. Burada en önemli olan ''bilimsel temele dayanması''noktasıdır, diyerek konuşmaya başlıyoruz.

Yazımıza görsel zenginlik katan resimler, değerli dostum Anadolu Yaban Hayatının yılmaz savaşçısı Dr.Ali Rıza Bilginer'den, teşekkür ederim.

 
                  Karaot-Salvia cryptantha, Dr.Ali Rıza Bilginer Arşivi

Doğadaki tüm hayvanlar, bitkiler ve insanlar bir dengenin ürünüdürler. Mitolojide bitkiler tanrıların insana verdiği en değerli armağan. Tüm bitkiler insanın hizmetinde ve insanın varoluşundan itibaren bitkilerle olan ilişkisi başlamış.  İlk çağlardan  kalan arkeolojik bulgulara göre insanlar, besin elde etmek ve sağlık sorunlarını gidermek için öncelikle bitkilerden faydalanmışlar. Deneme yanılma yoluyla elde edilen bu bilgiler, çağlar boyunca kullanım şekillerindeki bazı değişiklik ve gelişmelerle günümüze kadar ulaşmış. Bu süreç nasıl gelişmiş Sayın Alpınar? Bize önce kısaca bu konuyu anlatabilirmisiniz  ve yıllar içinde insanlar bitkilerle nasıl tedavi oldular? Dünyadaki ve Türkiye'deki gelişim nasıl ?


 Kediotu(Valeriana dioscoridis), Dr.Ali Rıza Bilginer Arşivi

 İlk insanlar, deneme - yanılmayla, hayvanları takip ederek, gözlemlerini yapmış. Kendisine iyi geleni kullanıp; kötü olanları ayırt etmiş. Başlangıçta bunları sözlü olarak, diğer kişilere aktarmış. M.Ö 3200 yılına kadar bu aktarımlar sözlü olarak yapılmış. Sonra çivi yazısıyla, hiyeroglifle  bilgileri aktarılmaya devam etmiş. Çin'liler ise ipek üzerine veya dut yaprağına yazarak bilgilerini aktarmış. 19.YY ortalarına kadar, sadece bitkilerden yararlanılmıştır. Ancak kimyanın gelişmesi ile bitkilerin içindeki maddeler izole edilebildi daha sonra da sentetik olarak hazırlanabildi, diye aktarıyor Alpınar.  Kimya biliminin gelişmesiyle bitkisel maddeler laboratuvarlarda sentezlenmeye başlandı. Ardından tamamen sentetik maddeler tedavide kullanılmaya başlandı ve bitkisel maddeler yavaş yavaş önemini yitirirken; onu yerine laboratuvar ortamında elde edilen sentetik maddelerin önemi arttı. Sentez yoluyla elde edilen bu maddelerin, ekonomik olması, kolay elde edilebiliyor olması bu durumun ortaya çıkışında rol oynadı. Ancak bu kullanımlar beraberinde önemli olan yan etki sorununu gündeme taşıdı.  Örneğin, 1950 yıllarda  hamilelerde depresyona karşı kullanılan ''Talidomid'', kolsuz bacaksız doğumlara yol açtı.


 Kediotu(Valeriana officinalis), Dr.Ali Rıza Bilginer Arşivi
 

Uyuşturucu ve silah sektöründen sonra en büyük sektör olan ilaç sanayinin savunucuları da çok fazla. Bütün bunların ışığında, 1970'lerden itibaren Türkiye'de doğaya dönüş başladı. Sentetik ilaçlar yerine, bitkilerin kullanılmasıyla, sağlığın korunması ve sağlıklı yaşam trendi arttı. Hatta hasta olunca dahi bitkisel ilaçların kullanımı tercih edilir oldu. Yaşam süresi uzayınca, kollarda ve eklemlerde kronikleşen ağrılar için tercih edilmeye başlandı; çünkü uzun süre sentetik ilaç kullanmanın mahsurları çok artı. Dünyadaki hastaların %20 kadarı, sentetik ilaç kullanımından kaynaklanan   yan etkiler, sebebiyle tedavi olmaktadır, bu da büyük bir orandır, diye hatırlatıyor Alpınar.  Şunun unutulmaması gerekir, Fitoterapi hiç bir şekilde Batı Tıbbının, Konvansiyonel Tıbbın, alternatifi olamaz. Ancak örneğin kötü gıdalardan, stresten, çevre kirliliğinden kaynaklanan sağlık sorunlarının giderilmesinde bitkilerle tedavi mümkündür.  Unutulmaması gereken, ağır hastalıklarda Batı Tıbbının takip edilmesi gereğidir. 

Siz yıllardır Fitoterapi eğitimi veriyorsunuz? Acaba Etnobotanik,   Fitoterapiyi kapsıyor mu? Anlam karmaşası içinde yaşadığımız ülkemizde,  hepimizin kafası karışık. Acaba farkını anlatabilirmisiniz? Her kesimden insanın, ticari amaçlarla bitkileri bir şekilde sattığı ülkemizde, yapılması gereken nedir? Ne şekilde bitkilerin şifaları cefaya dönüşmez? Kendimizi nasıl koruyalım? Siz bir televizyon yayınınızda şöyle diyorsunuz:''Bitkiler çok masum değil?'' ne demek istiyorsunuz, acaba?


 Kediotu(Valeriana officinalis), Dr.Ali Rıza Bilginer Arşivi

Fitoterapi, Etnobotaniğin altında yer alan bir bilim dalıdır. Türkiye gibi bitkileri bakımından zengin bir ülkede önce bitkilerin, teşhisi çok önemlidir. Doğru bitkinin olması ilk adımdır sadece. Uzmanlık gerektiren bir konudur. Temiz ortamdan, etkin maddenin, en yüksek olduğu zaman diliminde toplanması da, teşhisin ardından gelmektedir. Fitoterapide belirttiğim gibi 2 konu çok önemlidir.  Bilimsel olarak yapılması ve uygun zamanda toplanması.

Uygun zaman ise, bitkimizin  yararlandığımız bölümüne göre değişmektedir. Şöyle gruplandırabiliriz: 

1) Yaprağı kullanılan bitkilerde, çiçekleri açmadan az önce, örneğin Melisa mayıs 15 de çiçek açıyor o zaman mayıs başında hasat yapılmalıdır.

2) Bitkinin köklerinden yararlanılacaksa, hasat sonbahardır. Örneğin Kediotu, Valeriana, Valeryan sonbaharda hasat edilir ve köklerinden yararlanılır.

3) Çiçeklerinden faydalanılıyorsa,  örneğin ıhlamur gibi, çiçekler açar açmaz ilk 4 gün içerisinde toplanması gerekir. Bu günler uçucu yağ miktarı maksimum seviyededir.

4) Tohumlar kullanılıyorsa, bitkinin üzerinde olgunlaşması beklenir; ondan sonra hasat edilir.

5) Gövde kabukları kullanılacak ise; pratik nedenlerden dolayı genellikle yağmurdan sonra toplanmaktadır. Hasat yağmurlu günü takip eden günde yapılır. Böyle ıslak olunca, gövde kabuğunu soymak kolay olur. GüneyDoğu Asya ve Seylan'da tarçın toplanırken, uygulama böyledir.

6) Meyvelerinden faydalanılacak ise, gövde üzerinde iyice olgunlaşınca; aynı rezene meyvelerinde ve  anason meyvelerinde olduğu gibi, olgunlaşınca toplanır.


Ferula(çakşır otu), A.Heilbronn Botanik Bahçesi, kendi arşivim

Bilimsel olarak toplanması , uygun zamanda toplanmasının yanı sıra, doğru ve temiz ortamdan toplanması da önemlidir. Uygun kurutma ortamının sağlanması ayrıca önemlidir. Uygun kurutma demekle anlatılmak istenen şudur: Droglar, bitkinin tedavide kullanılan organlarıdır. Tohum, çiçek, kök gibi kısımlardır. Kurutma koşulları 35-50 santigrat derece arası olmamalıdır. Yani 35 derecenin altında veya 50 derecenin üstünde olmalıdır. 35-50 derece arasında, enzimler çalışmaya etken madde azalmaya başlar. Bu sebeple 35 derece altı veya 50 derece üzeri kurutma için tavsiye edilir.   50 derecenin üzerinde kurutmak  maliyet gerektirir. Ülkemiz ise bu açıdan çok şanslıdır. 35 derece altında hangarlarda, veya büyük odalarda, tülbent altında, kurutmak mümkündür. Kurutma yeterli olmazsa küflenme görülür, bazı küf mantarlarının oluşturdukları afla toksin kansere sebep olabilen bir mikotoksindir.

Kurutulduktan sonraki en önemli aşama elbette, muhafazadır. Drog nemli, ışıklı, sıcak ortamlarda içindeki etken maddeyi kaybetmeye başlar. Raf ömrü maksimum 18 aydır. Bu süreden önce kullanılması; tüketilmesi önerilir. Aktarlardan alırken mutlaka son kullanma tarihine bakılmalıdır. 


Eczacılık Fakültesinde okutulan bir kaç dersin konusunu da bilmekte fayda var diye düşünüyorum.  Sayın Alpınar acaba, Galenik Nedir?  Farmasötik Botanik nedir?  ve Farmakognozi  neleri inceler? 

 

 İ.Ü A.Heilbronn Botanik Bahçesi, Süleymaniye, kendi arşivim 

Galenik farmasi  ya da kısaltılmış olarak galenik olarak adlandırılan Farmasötik  Teknoloji derslerinde, adından da anlaşılacağı üzere ilaç teknolojisiyle ilgili her türlü bilgi verilir eczacı adaylarına.   Farmasötik Botanik, tıbbi bitkilerin botaniğidir; onların teşhisi, yayılışı, sistematiği, korunması, kullanılış şekilleriyle ilgilenir.  Farmakognozi ise, drog olarak kullanılan, bitki organlarının içindeki etken maddeler, bunların izolasyonu ve yapı aydınlatmasıyla uğraşır.   

Ben 10-13 Ocak 2013 günlerinde Doğal ve Organik Ürünler Fuarı Exponatura'ya Yeşilköy'e gittim.  Gerek sektörü tanımak; gerek bitkilerle neler yapılıyor ülkemizde görmek amacıyla. Ancak gezdikten sonra beni asıl düşündüren, denetimsizlik ve başıboşluk oldu.  Pek çok krem, hap, sabun, yiyecek maddesi, otlar denetimsiz, yetkili olmayan eller tarafından halka açık açık sunuluyordu. Bu durum beni ürküttü.  Acaba ülkemizde nasıl bir düzenleme olmalı? Bu konuda Eczacılar olarak ne tür, denetim talepleriniz var? Televizyon kanallarında  ve internette acayip reklamlar var buna sınırlama getirmek doğru mu? Mevzuatımız nasıl?


Eczacı olarak, tıbbi bitkiler konusunu çok önemli buluyorum. Tıbbi Bitkilerle eğitimli kişiler ilgilenmelidir. 5 yıllık okutulan Eczacılık fakültelerinde,  gerek teorik ve gerekse pratik eczacılar yoğun ders alırlar. Tek yetkili gurup bu konuda eczacılardır; eczacılar olmalıdır. Yakın zamanda,  tıbbi bitkilerin, eczanelerde satılması gündeme gelmiştir.

Eczanelerle ilgili çıkması söz konusu olan taslak, şunu içermektedir.  ''Aktar sadece bitkiyi satabilecek; endikasyon belirtmeyecektir.'' deniyor. Bu konunun nasıl devam edeceği  pek belli değildir.


Bazı droglar için katıştırma, yani tağşiş at söz konusu olabilmektedir. Bazen badem yağı içinden ayçiçek yağı, safran yerine kırmızı-turuncu iplik parçaları;  sağlığın yanında hile anlamına gelen tam kurutulmamış droglar satılabilmektedir.  Bu konularda yeterli kontroller ne yazık ki  yapılamamaktadır. 


Etnobotanik'le kimler ilgileniyor? Etnobotanik çalışmalar altyapı birikimi gerektirir mi? Eczacılık Fakültesi mezunlarından ne kadarı bu konuya ilgi duyuyor?  Dünya da en çok hangi ülkede gelişmiş bir bilim dalı acaba? Onlar da nasıl çalışmalar yapılıyor biz de nasıl? Mukayese etmeniz mümkün mü?


Ülkemiz etnobotanik konusunda en avantajlı ülkelerden biridir. Çünkü bitki zenginliğimizin yanı sıra bu bitkilerin kullanılışları konusunda geniş bilgi birikimi vardır ve özellikle bu bilgileri kaybolmadan yazılı hale geçirmek içinde çalışılmaktadır. Eczacılık fakültelerinde bu konuda çalışmalar yapılmaktadır. Genç asistanlar, Anadoluya giderek; bitkilerin nasıl kullanıldığını tespit ediyorlar. Bunlarla ilgili yayınlar yapıyorlar.


Zencefil, biberiye, ada çayı, kekik, papatya, rezene, ısırgan ve karanfil adları çok geçiyor ancak kafalar da karışık? Hangi siteden takip ederek kullanalım? Ne miktar tüketelim? Azı karar çoğu zarar denir, siz ne dersiniz? Bitki Çayı içerken neye dikkat edelim?

Şifalı bitkiler kullanılırken, yöntemler iyi belirlenmeli, doğru tespitler yapılmalıdır. Örneğin sağlık sorununuzun hızla geçmesi için bitkisel ilacı yüksek dozda kullanmak doğru değildir.  Önerilen dozun dışına çıkmamak gibi kullanılacak bitkinin doğru bitki olması gereklidir. Yanlış bitki, ölüme götürebilir insanı. Bitkilerin tedavi alanında kullanılışları ile ilgili bilgiler eczacılardan, Eczacılık fakültesi öğretim üyelerinden  alınmalı; yazarı eczacı olan kaynaklara başvurulmalıdır.  Bu önemli konuda internette bilgi kirliliği olduğunu unutmamak gerekir. 


Kullanılan ilaçlarla, acaba fitoterapide kullanılan bitkilerin  uyumsuzluğu söz konusu mu?  Siz yine TV konuşmanızda kimyasal ilaçlarla birlikte alınmamasını önermiştiniz. Bu ilaçların geçimsizliği konusu araştırılıyor mu?


Evet,  bu konuda araştırmalar devam ediyor. Örneğin sarımsak tüketimi, tansiyonu düşürmek için tavsiye ediliyor. Kanın akışkanlığını arttıran bu bitki, aspirinle birlikte kullanılırsa sinerjik etki nedeniyle kanama riski doğurabiliyor.  Bunun gibi pek çok bitkisel ilaç, sentetiklerle etkileşime girebiliyor. O nedenle olası riski öğrenebilmek için eczacınıza danışmanız gerekir.  


Tıbbi Bitkiler konusunda  koleksiyonlar  nerede var? Halkın göreceği ve bu bitkileri tanıyacağı başka yerler var mı?


Tıbbi bitkiler konusunda ne kadar zenginsek de; bunların aynı şekilde sergilendiğini söylemek zor.   İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi (Süleymaniye),  Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi  ve Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’nde (Ataşehir) tıbbi bitkilere ait bazı örnekleri görmek mümkündür.

 
                                      İ.Ü A.Heilbronn Botanik Bahçesi, Süleymaniye, kendi arşivim 

Bundan sonraki ilk Fitoterapi Eğitiminiz nerede? Hangi tarihlerde olacak acaba? Detay verebilirmisiniz? 


Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’nde  6 Nisanda başlayan 1 aylık ve 5 Ekimde başlayan yine 1 aylık eğitimlerimiz olacak.  

Çok çok teşekkür ederim.



Tümay Tuncer