12 Eylül 2012 Çarşamba

I S P A R T A S E N İ R - Y A L V A Ç

I S P A R T A  S E N İ R - Y A L V A Ç 

 
 
Sabah Senir'de gül bahçelerine doğru ilerlerken, Eğirdir Gölü kenarında bir çoban sürüsünü otlatıyordu. Ama ne manzara!  Masmavi gölün üstü sabah güneşiyle ışıl ışıl parlıyordu. Çimlerin üzerinde koyunlar ve kuzular keyif içinde otluyordu. Bir kaç tanesi ağır aksak yürüyordu, bacakları titriyordu belli ki daha yeni yürümeyi öğreniyorlardı. Çoban hemen sevecen bir tavırla biraz konuştuktan sonra bir gece önce doğmuş olan anne kuzusunu gösterdi, getiriverdi kucağıma. Aman ne mutlu bir an o an. Bir taraftan öpüp kokluyor bir taraftan da hem annesinden hem de sürünün çoban köpeklerinden çekiniyordum doğrusu. Tüm kameralar küçük kuzucuğun üzerine doğruldu. Belki de kameralarımızın o güne kadar çektiği en güzel canlıydı bu 1 günlük..Kuzuyla ayrılık vakti geldiğinde annesi, onu bulunca hemen bir tekme savuruverdi; niçin dizimin dibinden ayrıldın? gibisinden. Haklıydı hayat çok acımasız olabiliyor.
Isparta, Senir doğa harikası bir cennet köşesi Anadolu'mun. Eğirdir aynı şekilde. Eğirdir çevresinde meyvecilik yapılan kocaman bir göl. Kasaba çok şirin, Selçuklu döneminden izler taşıyor.
 
 
Balıkçılık yapılıyor. Tekneler için harika iskeleler yapılmış.
 
Eğirdir Gölü çevresinde pek çok endemik bitki de doğayla kucaklaşıyor.
 
Hele Yalvaç Müzesi özellikle avlusuyla beni büyüledi diyebilirim.
   
St.Paulus yolu buradan geçiyor. Bu yol üzerinde pek çok keşif ve doğa yürüyüşleri yapılıyor.
''Uzun Anadolu Yarımadası, hemen hemen bir dikdörtgen olarak, boylu boyunca üç denize uzanır. Bu koca gövdenin kuzeyi Karadeniz'le Marmara'nın sularında yıkanır. Ta Hopa'dan Çanakkale'ye varınca birdenbire güneye kıvrılır. Artık Akdeniz'lidir ve Akdeniz'in Ege sularına dalar. Anadolu'nun en güney omuzunda, Tekir Burnu'nda, koca yarımada, dosdoğru doğuya yönelir ta İskenderun'a ve Antakya'ya dek...'' (Halikarnas Balıkçısı-Hey Koca Yurt)
Böylesine güzel tanımlanabilir mi bir ülke, bir yurt. Böylesine yalın ve sevecen. Her Anadolu haritasına baktığımda hatırladığım satırlar bunlar. Hani her coğrafya dersinde anlatılan ülkemizin yeri-konumu denildiğinde kuru kuru verilen o tanım değil. İnsanın içine yurt sevgisini, şefkatle nakşeden satırlar...Cevat Şakir Kabaağaçlı'dan.
 
Antiokheia'nın Isparta İli'ne bağlı Yalvaç İlçesi'nin yaklaşık 1 km. kuzeyinde ve Sultan Dağları'nın güney yamaçları boyunca uzanan verimli arazide kurulmuş bir Pisidia kentidir. Detaylı bilgi: 
Antiokheia çok büyük bir alana yayılmış ve şehrin en yüksek yerinde yer alıyor. Bu tarihi şehirde belki insanlar yaşamıyor ama tarih ve endemik bitkiler bir aradalar.
Anadolu'yu gezmenin en güzel yanı, tarihi ve endemik bitki yapısının adeta kopmamasıya birbirine kenetlenmiş olmasıdır. Antiokheia'da da bunu gözledim. İç içe. İnsan yok ev yok belki ama M.Ö 281-261 yıllarında kurulan şehir, daha dün yeşeren otlar ve çiçeklerle içiçe yaşamını sürdürüyor. Hepinizi bekliyor. Bu yapıyı yurdumuzun her köşesinde severek korumamız, saygı göstermemiz mümkün.
Anne koyunu kınalı kuzusundan ayırmak kadar; tarihi dokuyu şehirlerimizden ve bitki örtüsünü günlük yaşamımızdan ayırmamız mümkün değil.
Senir kasabasında gül toplamaya gittiğimizde yarı Türk yarı Hollandalı sevgili arkadaşım Eric Ross'tan bahsetmiştim. Eric yılın önemli bir kısmını ülkemizde geçiriyor. Köşe bucak dolaşıyor; çekimler yapıyor, etnik müzikleri dinliyor sonra onları Hollanda'da güzelce montajlayıp, ülkemizin tanıtımını adeta gönüllü yapıyor. İşte senirle ilgili kaydı. Ve işte Temsil Production.Ellerine sağlık Ericc Ross. Bedanken:)
 
 


G Ü N L Ü K  Y E Ş İ L  T E R İ M

A R B O R E T U M  (CANLI  BİTKİ  MÜZESİ)

Arboretum ya da ağaç parkı, esasen ağaçlar ile ağaççık ve çalı gibi diğer odunsu bitkilerin yetiştirilmesine adanmış botanik bahçesidir. Böyle bahçeler bilimsel araştırma ve gözlemler için kullanılmakla birlikte, çeşitli canlı ağaç türlerinin derlemini (koleksiyonunu) barındıran birer müzedir. Bunun dışında, bir botanik bahçesinde bulunan ve ağaç, ağaççık ve çalıların dikimine ayrılmış olan bölüm de "arboretum" olarak anılabilir.
Pinetum ise iğne yapraklı ağaçların yetiştirilmesinde özelleşmiş arboretumdur.
 

G Ü N L Ü K  B İ T K İ M İ Z

M O R  S A L K I M (Wisteria Sinensis)

 

Mor Salkım, Wisteria sinensis baklagillerden bir sarmaşıktır. Anayurdu Çin’dir.Yapraklarını döken sarılıcı odunsu bitkilerdir. Boyu 20-30 metreye kadar varabilir. Ömrü yaklaşık 70-80 yıldır.Ama ana gövdesi ölse bile dipteki genç sürgünler yaşamaya devam eder.Yeniden almanıza gerek yoktur.
Çiçekleri salkım durumunda, mavi-mor, beyaz ya da soluk pembe renklidir.Beyaz renkli olanı Türkiyede çok az bulunur, daha çok mor renkli olanı bulunur.Salkımlar 15-30 cm boyunu bulabilir. Bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir. Türkiye’de de bulunur.Yılda 2 kez çiçek açar.1.si nisan sonu mayıs başında açar ve mayıs sonuna kadar açar.2.si ise haziran ayının ortalarına doğru açar ve yaz boyu açmaya devam eder.
Mor salkımın kökleri toprağın içinde parelel ağ şeklinde yayıldığında kırılırsa veya kesilse bile dipten yeniden sürgün verir.Hava kirliliğinden etkilenmez.Drenajı iyi toprağı sever.Fidanlıklardan rahatlıkla satın alabilirsiniz. Eski bahçelerin klasik sarmaşığıdır.Türkiyedeki yaygın olan türü Çin kökenli olan Wisteria sinensistir,az sayıdada olsa Japonya kökenli Wisteria floribunda bulunur.Dünyada en çok tercih edilen sarılıcı süs bitkilerinden biridir.
 


 

 

 
 
 
 
 
 

5 yorum:

whitebrownie dedi ki...

Tumaycim
Bence cok guzel oluyor ama sablon ve icerikler uzerine biraz konusalim. Bir de bu isin gereklerini yap lutfen: yazilara etiket koy, konuk yazar cagir vs vs
Ama baslamak ve azimle surdurmek bile yeterince guzel. Seninle gurur duydum.
Resimlerin icin de iyi bir ortam burasi.
Sevgiler
Ulfet

Hilal Maradit kremers dedi ki...

Tumaycim, okumaya doyamiyorum!

Tümay Maradit Tuncer dedi ki...

Hilalcim okumaya doyamamaktan bahsetmişsin lütfen bu sadece memleket özleminden olsa gerek:))bir de bize olan özlemin Hilalcim. Bu sabah şablonu değiştirdim, lütfen kontrol et ve biraz da eleştir diyorum. Ablalık bunu gerektirir..bu akşam dışardayım yarın skype yapalım..

Tümay Maradit Tuncer dedi ki...

etiket ve konuk yazar nasıl çağırılıyor? ben eski kitap defter etiketlerini denedim olmuyo:))

Hilal dedi ki...

Ben kahverengi background begenmedim. Ayrica son yazini goremiyorum!